Hamilelik Dönemi ile İlgili Bİlgiler

Kan Uyuşmazlığı

Kan uyuşmazlığı anne adayının kan grubunun Rh negatif iken eşinin ise Rh pozitif olması ile meydana gelen bir durumdur. Bu tip bir durumla karşılaşan çiftlerin bebeklerinin kan grubu Rh (+) veya Rh (-) olabilir. Bebeğin kan grubunun Rh (-) olması herhangi bir sorun teşkil etmez ancak bebeğin kan grubu eğer Rh (+) olursa bu durum bazı problemlere yol açabilir.

Kan Uyuşmazlığı Neden Önemlidir?

Bebek ile anne arasında oluşan Rh uyumsuzluğunda eğer bebek pozitif ise hamilelik sürecinde ya da doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına bebek kanındaki eritrositler geçer. Anne kanına geçen bu eritrositler üzerinde bebeğe ait rh antijenleri vardır ve anne vücudu buna anti Rh antikoru üreterek yanıt verir. Bebek bu gebelikte herhangi bir zarar görmez ancak annenin bir sonraki gebeliklerinde eğer bebek Rh (+) kan grubuna sahip olursa ilk gebelikte anne karnında oluşan anti Rh antikorlar ikinci bebeğe geçer ve bebeğin kanında yıkım başlatır. Bunun sebebi annenin D proteini ile tanışmış ve bu proteine karşı antikorlar üretmiş olmasıdır. Bu durum annede güçlü bir savunma mekanizması oluşturmuştur bu da ikinci bebeğin zarar görme olasılığını artırır. Bebek anneye göbek kordonu yardımı ile akyuvar iletirken anne, daha önce vücudunda tanıştığı D proteinine karşı ürettiği antikorları yollar ve bu antikorlar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına yol açabilir.

Kan Uyuşmazlığı Belirtileri

Kan uyuşmazlığı durumunda eğer bebek bu durumdan etkilenmiş ise anneden geçen anti-Rh lar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına ve çökmesine sebep olur. Bu durum bebekte anemi adı verilen toplumda kansızlık olarak bilinen hastalığın oluşmasına yol açar. Bu duruma bağlı olarak bebekte anemi sonucu kalp yetmezliği ve vücut boşluklarında biriken sıvıya bağlı olarak ultrason esnasında hidrops adı verilen bir durum tespit edilir. Hastalığın şiddetine ve yok olan kan hücresi sayısına bağlı olarak bebekte sarılık, zeka geriliği, anne karnında ölüm de dahil olmak üzere birçok problem gözlenebilir.

Kan Uyuşmazlığı Tedavisi

Kan uyuşmazlığında öncelikli amaç annenin Rh pozitiflere karşı antikor oluşturmasını engellemektir. Bunu engelleyebilmek için kan grubu Rh(-) eşi Rh (+) olan gebelere 28. haftada anti-D iğnesi yapılması önerilir. Uyuşmazlık iğnesi olarak da bilinen bu iğne doğumdan sonra bebeğin kan grubu pozitif ise ilk 72 saat içinde yeniden yapılmalıdır.

Hamilelik ve Vejetaryenizm

Vejetaryenlik son yıllarda gitgide tercih edilen beslenme biçimlerinden biri. Birçok insan hayvansal gıdaları yaşamından çıkararak daha sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi hedefliyor. Peki vejetaryenlik hamilelikte anne ve bebek üzerinde nasıl etkiler bırakıyor? Hamilelikte vejetaryenlik önerilir mi? Yazımın devamında bulabilirsiniz.

Hamilelikte Vejetaryenlik

Vejetaryen çeşitli sebepler ile et, balık, kümes hayvanları tüketmeyen kişilere verilen isimdir. Dinsel, ahlaki ve beslenmeye ilişkin sebeplere dayanan bu beslenme biçimi ile ilgili en çok merak edilen konulardan biri gebelikte vejetaryen beslenmenin anne adayı ve bebek üzerinde bıraktığı etkilerdir. Dikkatli ve bilinçli bir şekilde beslenildiğinde gebelikte vejetaryen beslenme, sağlık açısından herhangi bir sorun yaratmayabilir. Ancak burada anne adayı bazı noktalara dikkat etmeli ve mutlaka doktorunun kontrolünde beslenmesine devam etmelidir.

1 . Protein

Bir çok insan protein kaynaklarının sadece et ve et ürünlerinde olduğunu düşünür ancak bu tamamen bir yanılgıdır. Vejetaryen beslenenler vücudun temel yapıtaşlarından biri olan proteini farklı besin kaynaklarından da temin edebilirler. Hamilelikte vejetaryen beslenmeyi tercih eden anne adayları günlük hayatlarında et tüketmeden yumurta, süt ve süt ürünleri, tofu, soya ürünleri, baklagiller, kuruyemişler ve tahıllar gibi besin maddelerini tüketerek protein ihtiyaçlarını karşılayabilirler.

2 . Demir

Ana kaynağı et, balık ve kümes hayvanları olan demir gebelikte mutlaka alınması gereken minerallerden biridir. Hamilelikte anne adaylarının günlük en az 40 mg demir alması önerilir. Ancak bitkilerden karşılanan demir emilimi et ürünlerinden alınan demir seviyesine göre daha düşüktür. Günlük demir ihtiyacını karşılamak isteyen vejetaryen anne adayları dengeli olarak barbunya, börülce, kaju, keten tohumu, mercimek, yulaf ezmesi, kuru siyah üzüm, soya, mısır gevreği, ay çekirdeği, nohut, domates suyu, pekmez, kekik ve kepek ekmeği gibi besinleri tüketerek demir ihtiyaçlarını karşılayabilirler.

3. B12

Bitkilerde yeterli seviyelerde bulunmayan B12 vitamininin karşılanabilmesi için anne adayı süt, süt ürünleri ve yumurta tüketebilir. Bununla birlikte B12 tabletlerinden kullanarak günlük B12 ihtiyacı karşılanabilir.

4 . Omega 3

Yine hamilelikte önemi büyük olan Omega-3 desteği vejetaryen beslenmede ekstra dikkat edilmesi gereken bir konudur. Hamilelerin günlük besinlere ilave olarak 500-1000 mg arası Omega-3 desteği almaları gerekir. Vejetaryen anne adayları soya, ceviz, kabak çekirdeği, kanola yağı, kivi, keten tohumu ve semizotu gibi besinleri tüketerek günlük Omega-3 ihtiyaçlarını kolayca karşılayabilir.

4 . Kalsiyum

Gebelerin günde 1200 mgr kalsiyum almaları önerilmektedir. Günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanmadığı durumlarda fetal büyüme geriliği, anne adayında kramp ve doğum sonrası süt verme döneminde aşırı derecede halsizlik gibi semptomlar gözlenebilir. Bunu önlemek için vejetaryen anne adayları süt ve süt ürünleri, karalahana, lahana, pazı, ıspanak, turp, pancar otu, soya sütü, badem sütü, fındık sütü gibi kalsiyum kaynaklarını tüketebilir.

Tüp Bebekte Başarı Oranı

Tüp bebek tedavisi tüm anne baba adayları için sabır gerektiren, uzun ve zahmetli bir süreçtir. Bu süreç içerisinde anne ve baba adayı günlük alışkanlıklarında değişiklik yapmalı, giydiği kıyafetlerden yediği yemeğe kullandığı ilaçtan yaptığı spor aktivitelerine kadar dikkat etmelidir.

Tüp Bebekte Gebelik Elde Edebilme Şansı Ne Kadardır?

Tüp bebek tedavilerinde anne adayının yaşı, transfer edilen embriyonun kalitesi ve rahmin sağlıklı olması gibi faktörler tüp bebek başarı şansını etkileyen faktörlerdir. Bu noktada anne adayının yaşı embriyo kalitesi kadar önemli bir faktördür. 30 yaş altı kadınlarda tüp bebek başarısı genellikle %55-60’larda seyreder. Bu oran 40 yaş üstü kadınlarda ise %15-20’lere düşmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Başarıyı Etkileyen Faktörler

Tüp bebekte başarı oranını etkileyen faktörler oldukça fazladır. Örneğin tedavi merkezinin uyguladığı tüp bebek tekniği, personelin tüp bebek ile ilgili tecrübeleri gibi faktörler tüp bebek tedavisinde başarıyı etkiler. Tüp bebek tedavisinde anne ve baba adayının muayene ve randevu saatlerine dikkat etmesi de tüp bebek başarısını etkiler. Tedavinin yapılacağı günden 3 gün öncesinden itibaren ve tedavi sonrası 10 gün boyunca cinsel ilişkide bulunulmaması, tedaviyi olumsuz etkileyecek ortamlardan uzak durulması, anne adayının bu süreç içerisinde diyet uygulamaması tedaviyi etkileyen faktörler arasındadır. Ayrıca hamam, sauna gibi sıcak ortamlar hem sperm hem de yumurta sağlığını etkilediği için bu tip ortamlara tedavi süresi boyunca girilmemelidir. Ağır egzersizler tedaviye başlamadan 3 ay öncesinde kesilmeli ve tedavi süreci boyunca ağır egzersiz türlerinden uzak durulmalıdır.
Tüp bebek tedavisinde başarıyı etkileyen en önemli faktör yaş faktörüdür. Yaşın ileri olması tüp bebek tedavi şansını da etkilediği için k adının yaşı ve buna bağlı az yumurta elde edilmesi başarıyı etkileyen en önemli faktördür. Bununla birlikte sigara – alkol kullanımının kesilmesi, sağlıklı ve dengeli beslenme, psikolojik stresin azaltılması da tüp bebek tedavisinde başarıyı etkileyen önemli detaylar arasında yer alır.

Hamilelikte Güneş Kremi Kullanımı

Yaz aylarına gelen hamileliklerde, anne adayları tıpkı normal zamanlarda olduğu gibi denize girmek güneşlenmek, yazın keyfini çıkarmak isteyebilir. Güneşlenmek herkes için keyifli bir eylemdir ancak dikkatsiz  ve bilinçsizce güneşlenmek tehlikeli ultraviyole ışınlarına maruz kalmak anlamına gelir. Hamilelik sürecinde değişen hormon seviyeleri anne adayının cildinin normalden daha hassas olmasına sebep olur. Gebelikle birlikte hassaslaşan cilt bilinçsizce güneşe maruz kaldığında çeşitli hastalıkların ve tehlikelerin önünü açabilir.

Hamilelikte Bilinçsizce Güneşlenmenin Olumsuz Etkileri

Hormon seviyesinin artması ile birlikte hassaslaşan cilt direkt ve uzun süre güneşe maruz kaldığında cilt yanıklarına sebep olabilir. Cilt güneşe normal zamanlardan daha fazla tepki gösterdiği için hamilelik maskesi adı verilen ciltte yoğun kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bununla birlikte tehlikeli güneş ışınlarına aşırı miktarda maruz kalmak cilt kanseri riskini artırır. Güneşte uzun süre kalmanın bir diğer zararı da dehidrasyona ve aşırı ısınmaya  sebep olmasıdır. Dehidrasyona ve aşırı ısınma kasılmalara yol açabilir, doğum kusurlarına sebep olabilir.

Hamileler Güneş Kremi Kullanabilir mi?

Her dönemde olduğu gibi hamilelik döneminde de cildi güneşin zararlı etkilerinden koruyabilmek için güneş kremleri kullanılabilir. Güneş yanıklarından ve güneşin tehlikeli yanlarından korunabilmek için anne adayları güneş kremlerinden faydalanabilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken şey güneş kremlerinin içeriğidir. Bazı güneş kremleri oxybenzone, çinko oksit veya titanyum dioksit gibi bileşenler içerdikleri için hamilelik dönemi için pek güvenilir olduğu söylenemez. Birçoğu içerisinde ciddi kimyasal maddeler barındıran güneş kremleri hamilelikte kaçınılması gereken kremler olduğu için hamilelikte güneş kremi seçerken bazı noktalara dikkat etmek gereklidir. Gebelikte iyi bir güneş kreminde bulunması gereken özellikle aşağıdaki gibidir:

  • Güneş kremi anne adayının cildine uygun seçilmelidir.
  • Krem kesinlikle UVA ve UVB koruyucu içermelidir.
  • Parfüm içermemeli, paraben ve alkol içermemelidir.
  • Gebelikte seçilen güneş kremi cilt tarafından kolayca emilebilen, tabaka bırakmayan özellikte olmalıdır.
  • Krem hiçbir şekilde oksibenzon içermemelidir. Oksibenzon maddesi bebekte gelişim problemlerine, doğum kusurlarına, düşük doğum ağırlıklarına, koroner kalp hastalığına, hipertansiyona, tip 2 diyabete sebep olabilir.
  • Su bazlı kremler tercih edilmelidir.

Hamileliğin Hangi Aylarında Yoga Yapılabilir?

Hamile yogası, hamileliğin rahat ve daha sağlıklı geçmesi için tavsiye edilen egzersiz türlerinden biridir. Yaklaşık 40 haftayı bulan hamilelik maratonunda yoga, hem anne hem de baba adayının fiziksel ve psikolojik anlamda sorunlar ile daha rahat mücadele etmesini, ailenin iç huzurunun yerine gelmesini sağlar. Hamilelik döneminde yapılan yoga anne adayının kendi içine dönüp bakabilmesine, bebeği ile daha sıkı ve kuvvetli bir bağ kurabilmesine ve anı yaşayabilmesine yardımcı olur.

Hamilelikte Yoganın Faydaları

Hamilelik döneminde anne adayını hem fiziksel, hem hormonal hem de psikolojik anlamda bir çok değişiklik beklemektedir. Süreç boyunca bebeğin ana rahminde büyümeye başlaması rahmin büyüyerek ağırlığının artmasına, annenin vücut ağırlık merkezinin değişmesine yol açar. Bu durum annenin omurga yapısında değişiklik meydana getirerek bel, sırt, boyun, bacak gibi bölgelerde ağrılara sebebiyet verir. Hamile yogası bu tip ağrıların azaltılması ya da ortadan kaldırılması için ideal bir egzersizdir. Bununla beraber hamile yogası kan dolaşımını artırarak bebeğin daha iyi beslenmesini ve gelişmesini, doğru nefes almayı öğreterek anne adayının akciğer kapasitesini artırmayı sağlar, bedeni esneterek anne adayını kolay bir doğuma hazırlar.
Hamilelikte yapılan yoga, gevşeme egzersizleri sayesinde kasların rahatlamasına, uyku kalitesinin artmasına, ruhsal olarak daha huzurlu olmaya yardımcı olur. Gevşeme egzersizleri ayrıca doğumun kolaylaşmasına yardımcı olur. Anne adayı gebelik süresince yaptığı gevşeme egzersizleri ile bedenine gevşeme komutunu kendi kendine verebilecek noktaya gelir, bu da açılma sürecini hızlandırır. Tüm bunlarla beraber anne adayı hamile yogası sayesinde doğumda sancılarını atlatmayı kolaylaştıran pozisyon ve duruşları öğrenebilir ve çok daha rahat bir doğum geçirebilir.

Hamile Yogasına Ne Zaman Başlanır?

Hamile yogasına anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren başlayabilir. Hamile yogası hamileliğin tüm dönemleri için uygun bir egzersizdir. Her 3 trimester için belirlenmiş özel hareketler mevcuttur, bu hareketler anne adayını yormaz, zorlanmasına sebep olmaz. Hamileliğe uygun hareketlere uyulduğu sürece anne adayı doğuma kadar yogaya devam edebilir. Ancak hamile yogasına başlamadan önce anne adayı mutlaka doktoruna bilgi vermeli, ona danışarak ve onayını alarak yogaya başlamalıdır.

Gebelikte Stres

Gebelikte yaşanan stres, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atan önemli faktörlerden biridir. Gebelik bazı anne adayları için heyecanlı ve keyifli bir süreç olarak geçerken, bazı anne adayları bu süreci daha stresli, endişeli, korkulu ve hatta depresyon eşliğinde geçirebilir. Ancak gebelik döneminde yaşanan stres anne adayı ve bebeğin gelişimi için oldukça tehlikelidir. Stres, gebelik sırasında kaygı duygularını artırarak anne adayının uyku kalitesini ve iştahını azaltabilir, bebeğin beyin, sinir sistemi gibi gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

Gebelikte Stres Nelere Yol Açar?

Gebelikte stresin tam olarak neye sebep olduğu net olarak cevaplanamasa da stresin bazı rahatsızlıkları tetiklediği açık bir bilgidir. Örneğin gebeliğin 24. haftasından itibaren kanda meydana gelen adrenalin ve kortizon hormonları bebeğe geçerek onun duygu dünyasını olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Beyin gelişimi için son derece önemli bir dönem olan 2. trimesterde yaşanan stres bebeğin sinir sistemi için son derece zararlıdır. Bununla birlikte yapılan bazı araştırmalar gebelikte stres, endişe, kaygı gibi duygu durumlarına maruz kalan bebeklerin anneleri ile daha az iletişim kuran, daha fazla beslenme problemleri ve uyku sorunları yaşayan bireyler olduğunu ileri sürmektedir.

Gebelik sırasında yaşanan yoğun stresin düşük sebebi olabileceği de bilinmektedir. Benzer şekilde strese bağlı düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Tüm bunların dışında stres kan basıncını yükselterek vajinal kanamaya neden olan çeşitli komplikasyonlara yol açabilir.

Gebelikte Strese İyi Gelen Şeyler Nelerdir?

Gebelikte yaşanan ilişki sorunları, ikiz- üçüz bebek varlığı, geçmişte yaşanmış bebek kaybı, ekonomik sorunlar, ergen yaşta gebe kalma gibi faktörler gebelik döneminde strese yol açabilir. Gebelikte yaşanan stresin önüne geçebilmek için öncelikle strese sebep olan stres kaynakları tespit edilmeli ve nelerin iyileştirilebileceği üzerine düşünülmelidir. Bununla birlikte gebelik boyunca hissedilen şeyler, duygular hakkında partner ya da yakın arkadaşlar ile konuşmak, yürüyüşe çıkmak, düzenli egzersiz yapmak stresi azaltan faktörler arasındadır. Meditasyon ve gevşeme teknikleri, sıcak banyo, kaliteli uyku ve sağlıklı beslenme de gebelikte stres faktörünün azalmasına yardımcı olur. Tüm bunlarla birlikte psikolojik destek de gebelikte stres ile mücadele konusunda son derece önemlidir. Stres terapileri gebelikte yaşanan strese bağlı sıkıntıların azalmasını sağlar, anne adayının daha sağlıklı bir gebelik süreci geçirmesine yardımcı olur. Eğer stresli bir gebelik süreci geçiriyorsanız bu konuda bir psikolog ya da psikiyatristten destek alabilirsiniz.

Suda Doğum Nasıl Yapılır?

Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz ve doğum sırasında meydana gelen ağrıları azalttığı için tercih edilme oranı artış gösteren suda doğum, popülerliği giderek artan bir doğum yöntemidir. Aslında doğum vajinal yolla gerçekleştiği için normal doğumun bir çeşidi olan suda doğum özel olarak hazırlanmış küvetlerde ılık suyun içinde gerçekleştirilir. Epidural doğum gibi ağrısız gerçekleşmeyen ancak suyun etkisi ile ağrıların azaltılması hedeflenen suda doğum, ülkemizde bazı özel ve devlet hastanelerinde gerçekleştirilebilir.

Suda Doğumun Amacı Nedir?

Su altında doğum gerçekleştirmenin amacı, suyun rahatlatıcı etkisi ile anne adayının stresinin azaltılması, doğumun daha hızlı ve daha rahat geçmesinin sağlanmasıdır. Suda yapılan doğum ile doğumda kullanılan ağrı kesici ilaçların azaltılması da sağlanabilir. Bununla birlikte perine-vajina kaslarının suyun etkisi ile gevşetilmesi anne adayının doğum sırasında kendini daha iyi hissetmesine, daha az ağrı çekmesine ve doğumun çok daha rahat geçmesine yardımcı olur.

Suda Doğum Nasıl Gerçekleşir?

Suda doğum işleminin gerçekleşebilmesi için öncelikle doğum için özel olarak hazırlanmış küvetin içi, 37°C civarında olan su ile doldurulur. Suyun çok sıcak olması  anne adayının kan dolaşımında değişimlere yol açabileceği ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar görülebileceği için 37°C ‘nin tüm doğum boyunca sabit tutulması gerekmektedir. Küvet doldurulduktan sonra doğum sancıları başlayan anne adayı havuza alınır. Suyun içerisine oturan anne adayında, suyun etkisi ile birlikte kısa süre içerisinde sakinleşme ve gevşeme belirtileri gözlenir.

Bu esnada doğumu gerçekleştirecek doktor ya da ebe doğum sırasında kullanması gereken ekipmanları ile birlikte havuza girerek doğumu gerçekleştirir. Doğum sırasında bebeğin vücudu tamamen dışarıya çıkana kadar bebek su yüzüne çıkarılmaz. Bebek bu sırada ihtiyacı olan oksijeni göbek kordonu aracılığı ile almaktadır bu yüzden göbek kordonu bebek su yüzeyine çıkarıldığında kesilir. Anne karnından çıkan bebek 7-10 saniyelik bir süre içerisinde kafasına ve yüzüne dokunularak sudan çıkarılır ve anne ile buluşturulur.

Anne adayının suyun içerisinde çok uzun süre kalması aşırı terleyerek sıvı kaybına yol açabileceği için doğumun mümkün olduğunca hızlı ve kısa süre içerisinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Gebelikte Ciltte Meydana Gelen Değişimler

Gebelik kadın vücudunda ve psikolojisinde birçok farklı değişime sebep olan özel bir süreçtir. Başta hormonal sebepler olmak üzere gebeliğe ait mekanik nedenler kadın vücudunda farklı değişikliklere yol açar. Birçok kadın gebeliğin cildi üzerinde olumlu etkiler bıraktığını ve gebeliğin kendisini güzelleştirdiğini düşünür. Ancak bazı kadınlar ise bunun tam tersi çirkinleştiğini düşünebilir hatta vücudundan utanacak hale gelebilir. Bu durum aslında tamamen psikolojiktir çünkü gebelik her kadına yakışan, güzel ve özel bir süreçtir ve bu süreç beraberinde getirdikleri ile birlikte kabul edilmelidir.

Hamilelikte Ciltte Oluşan Değişiklikler

Gebelikte kimi kadınlar herhangi bir cilt değişikliği yaşamazken kimilerinde cilt kurulukları, çatlaklar, yağlanma ya da kaşıntı gibi değişimler gözlenebilir. Gebelik döneminde artan hormonlar, vücut ve psikoloji üzerinde olduğu gibi ciltte de bazı değişiklikler yaratabilir.

  • Çatlaklar : Gebelikte en sık rastlanan cilt değişimi çatlaklardır. Stria Gravidarum adı verilen çatlaklar genellikle karnın alt kısmında meydana gelir. Bununla birlikte nadiren kalça, meme, kol ve uyluk bölgelerinde de çatlak görülebilir.
  • Gebelik Maskesi : Yanak, alın, üst dudak, burun ve çenede meydana gelen gebelik maskesi, gebelikte bu bölgelerde meydana gelen kahverengi lekelere verilen isimdir. Yüzdeki pigment değişimlerinden kaynaklanan gebelik maskesine, gebelik sırasında melanotropin adı verilen maddenin daha fazla salgılanması yol açar.
  • Gebelik Sivilceleri : Özellikle gebeliğin sekizinci haftasından sonra değişen hormonal denge kimi anne adaylarında sivilce artışına yol açabilir. Nadir de olsa tam tersi olarak var olan sivilcelerde azalma gözlenebilir.
  • Linea Nigra : Latincede siyah çizgi anlamına gelen linea nigra, göbek deliği ile kasıkların tam ortasında bulunan pubis bileşkesi arasında yer alan linea alba adlı yapının koyulaşmasıdır. Koyulaşma gebelikten sonra kendiliğinden ortadan kalkar.
  • Damarlanma : Kandaki östrojen seviyesinin artışı kimi zaman yüz, göğüs, kol, bacak ve boyun bölgelerinde damarlanmalara yol açabilir. Damarlanmalar genellikle hafif kabarık yapıdadır.
  • Palmar Eritem: Avuç içlerinde kızarıklık ve beneklenme olarak bilinen palmar eritemin oluşum sebebi tam olarak bilinmemekle beraber östrojen miktarının artışına bağlanmaktadır. Hafif yanma ve kaşıntı yaratabilen kızarıklık ve beneklere gebe kadınların %50-55’inde rastlanabilir.

Eklampsi Nedir?

Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin ciddi bir komplikasyonu olan eklampsi, hamilelik döneminde yüksek kan basıncının yol açtığı nöbetlere dayalı bir durumdur. Yaşanan nöbetler, baygınlığa , kol ve bacaklarda kasılmalara, geçici bir süre bilinç kaybına, şiddetli vücut sarsıntılarına, zararlı beyin faaliyetlerine yol açabilir. Anne ve bebeğin hayatını tehdit eden ciddi bir durum olan eklampsi, hamilelik döneminde ortaya çıktığında çoğunlukla acilen gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir.

Eklampsi Ne Zaman Görülür?

Eklampsi nöbetlerinin büyük bir çoğunluğu genellikle doğum öncesinde ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik döneminde ise hastalık, gebeliğin 20. haftasından sonra görülmektedir. Çok nadir de olsa gebeliğin 20. haftasından önce ya da doğumdan uzun bir süre sonra (2-3 hafta sonra) eklampsi krizlerinin görüldüğü de olmuştur.

Eklampsi Belirtileri Nelerdir?

Eklampsi preeklampsinin bir komplikasyonu  olduğu için semptomlar benzer olabilir. Yüz ve ellerde şişme, baş ağrısı, aşırı kilo alımı, mide bulantısı ve kusma, görme problemleri ortak semptomlardır. Ancak anne adayının eklampsi yaşadığını belirten en yaygın belirtiler aşağıdaki gibidir:

  • Nöbetler,
  • Bilinç kaybı
  • Epilepsi  nöbeti geçirir gibi titremek
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Sağ üst karın ağrısı

Eklampsi Tedavisi Nasıldır?

Anne adayında gebeliğin 37. haftasından önce preeklampsi teşhisi konulursa yatak istirahatı, ilaç tedavisi ya da hastanede tedavi gibi tedavi yöntemleri önerilir. Gelişebilecek nöbetlerin önüne geçebilmek için antikonvülsif ilaç türevleri kullanılır. Bununla birlikte antihipertansif ilaçlar ile kan basıncı yani yüksek tansiyon düşürülmelidir. Nöbet sırasında anne adayının solunum yolu kapanabileceği için solunum yolunun açılması oldukça önemlidir. Ayrıca anne adayının karaciğer – trombosit fonksiyonlarını düzeltmek için de gereken tedaviler verilir.

Ancak hamilelik sırasında ortaya çıkan preeklampsi veya eklampsi vakalarında kesin tedavi, anne adayının acilen doğuma alınmasıdır. Doğum sırasında eklampsi ise felç ile benzer belirtiler gösterdiği için teşhisi zor bir durumdur. Bilgisayarlı beyin tomografisi çekilerek kesin neden tespit edilebilir, tansiyon değerleri incelenerek kasılma riskini azaltma ve kan basıncını düşürme gibi tedavilerle durum kontrol altında tutulmaya çalışılır.

Lohusada Meme İltihabı

Lohusalık döneminde meydana gelen ve meme ağrısı, şişkinlik, sıcaklık ve kızarma gibi belirtiler gösteren lohusada meme iltihabı bir tür meme dokusu inflamasyonudur. Mastit adı ile de bilinen bu meme iltihabı emziren annelerin yaşam kalitesini düşüren ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak rahatsız eden bir durumdur. Bebeğin bakımının da zorlaşmasına sebep olan lohusa döneminde meme iltihabı  doğumdan sonra bir yıla kadar emzirmeye devam eden kadınlarda görülebilir.

Lohusada Meme İltihabı Risk Faktörleri ve Belirtileri

Lohusada meme iltihabı iki farklı sebepten gelişebilir. Bunlardan ilki memenin içinde kalmış olan süt ve tıkanmış süt kanallarıdır. Eğer emzirme esnasında annenin memeleri tamamen boşalmazsa, süt kanalları tıkanabilir. Oluşan bu tıkanma sütün geriye dönmesine yol açar ve bu da memede iltihaplanma yaratır. Meme iltihabının bir diğer sebebi de memeye giren bakterilerdir. Ciltte bulunan ve bebeğin ağzında yer alan bakteriler, annenin cildindeki çatlaklardan ya da annenin meme ucundan meme kanallarına ulaşabilir. Bu bakteriler memede birikmiş ve boşaltılmamış olan durgun durumdaki süt ile birleşip bir beslenme alanı yaratarak iltihaplanma oluşturur.

Lohusada meme iltihabı rahatsızlığının risk faktörleri arasında meme uçlarında yara ve çatlaklar bulunan, daha önce emzirme kaynaklı mastit geçiren kadınlar yer alır. Aynı zamanda sıkı sütyen giymek, memeler üzerinde baskı yaratmak süt akışını engellediği için lohusa döneminde meme iltihabına yol açabilir. Yanlış emzirme teknikleri, lohusa döneminde aşırı stresli ve yorgun olmak, kötü beslenme biçimi ve sigara kullanımı da lohusada meme iltihabına sebep olabilir.

Lohusa döneminde gerçekleşen meme iltihabı belirtileri ise şu şekildedir:

  • Memede şişkinlik
  • Meme hassasiyeti
  • Memeye dokununca sıcaklık hissetmek
  • Meme dokusunun kalınlaşması
  • Meme dokusunda kitle olması
  • Ciltte genellikle üçgen şeklinde olan kızarıklık
  • Annenin kendini hasta, yorgun gibi hissetmesi
  • Yüksek ateş

Ne Zaman Doktora Gidilmeli?

Eğer yukarıda yer alan belirtilerden bir ya da birkaçı annenin emzirme döneminde görülüyorsa doktorunuzla görüşmelisiniz. Meme iltihabı tedavisinde eğer enfeksiyon mevcutsa genelde 10 günlük bir antibiyotik tedavisi önerilir. Bununla birlikte ağrı kesici kullanmak da tedavide önerilen bir yöntemdir. Bunlar dışında annenin emzirirken memedeki sütü tamamen bitirmesi, bebeğin diğer memeye geçmeden önce bir tanesini bitirmesini sağlaması, annenin bir memeden diğerine geçerken pozisyon değiştirmesi ve sigara kullanımını bırakmak da lohusada meme iltihabı kapma ihtimalini azaltmak için uygulanması gereken yöntemler arasında yer alır.