Hamilelik Dönemi ile İlgili Bİlgiler

Hamilelikte Güneş Kremi Kullanımı

Yaz aylarına gelen hamileliklerde, anne adayları tıpkı normal zamanlarda olduğu gibi denize girmek güneşlenmek, yazın keyfini çıkarmak isteyebilir. Güneşlenmek herkes için keyifli bir eylemdir ancak dikkatsiz  ve bilinçsizce güneşlenmek tehlikeli ultraviyole ışınlarına maruz kalmak anlamına gelir. Hamilelik sürecinde değişen hormon seviyeleri anne adayının cildinin normalden daha hassas olmasına sebep olur. Gebelikle birlikte hassaslaşan cilt bilinçsizce güneşe maruz kaldığında çeşitli hastalıkların ve tehlikelerin önünü açabilir.

Hamilelikte Bilinçsizce Güneşlenmenin Olumsuz Etkileri

Hormon seviyesinin artması ile birlikte hassaslaşan cilt direkt ve uzun süre güneşe maruz kaldığında cilt yanıklarına sebep olabilir. Cilt güneşe normal zamanlardan daha fazla tepki gösterdiği için hamilelik maskesi adı verilen ciltte yoğun kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bununla birlikte tehlikeli güneş ışınlarına aşırı miktarda maruz kalmak cilt kanseri riskini artırır. Güneşte uzun süre kalmanın bir diğer zararı da dehidrasyona ve aşırı ısınmaya  sebep olmasıdır. Dehidrasyona ve aşırı ısınma kasılmalara yol açabilir, doğum kusurlarına sebep olabilir.

Hamileler Güneş Kremi Kullanabilir mi?

Her dönemde olduğu gibi hamilelik döneminde de cildi güneşin zararlı etkilerinden koruyabilmek için güneş kremleri kullanılabilir. Güneş yanıklarından ve güneşin tehlikeli yanlarından korunabilmek için anne adayları güneş kremlerinden faydalanabilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken şey güneş kremlerinin içeriğidir. Bazı güneş kremleri oxybenzone, çinko oksit veya titanyum dioksit gibi bileşenler içerdikleri için hamilelik dönemi için pek güvenilir olduğu söylenemez. Birçoğu içerisinde ciddi kimyasal maddeler barındıran güneş kremleri hamilelikte kaçınılması gereken kremler olduğu için hamilelikte güneş kremi seçerken bazı noktalara dikkat etmek gereklidir. Gebelikte iyi bir güneş kreminde bulunması gereken özellikle aşağıdaki gibidir:

  • Güneş kremi anne adayının cildine uygun seçilmelidir.
  • Krem kesinlikle UVA ve UVB koruyucu içermelidir.
  • Parfüm içermemeli, paraben ve alkol içermemelidir.
  • Gebelikte seçilen güneş kremi cilt tarafından kolayca emilebilen, tabaka bırakmayan özellikte olmalıdır.
  • Krem hiçbir şekilde oksibenzon içermemelidir. Oksibenzon maddesi bebekte gelişim problemlerine, doğum kusurlarına, düşük doğum ağırlıklarına, koroner kalp hastalığına, hipertansiyona, tip 2 diyabete sebep olabilir.
  • Su bazlı kremler tercih edilmelidir.

Hamileliğin Hangi Aylarında Yoga Yapılabilir?

Hamile yogası, hamileliğin rahat ve daha sağlıklı geçmesi için tavsiye edilen egzersiz türlerinden biridir. Yaklaşık 40 haftayı bulan hamilelik maratonunda yoga, hem anne hem de baba adayının fiziksel ve psikolojik anlamda sorunlar ile daha rahat mücadele etmesini, ailenin iç huzurunun yerine gelmesini sağlar. Hamilelik döneminde yapılan yoga anne adayının kendi içine dönüp bakabilmesine, bebeği ile daha sıkı ve kuvvetli bir bağ kurabilmesine ve anı yaşayabilmesine yardımcı olur.

Hamilelikte Yoganın Faydaları

Hamilelik döneminde anne adayını hem fiziksel, hem hormonal hem de psikolojik anlamda bir çok değişiklik beklemektedir. Süreç boyunca bebeğin ana rahminde büyümeye başlaması rahmin büyüyerek ağırlığının artmasına, annenin vücut ağırlık merkezinin değişmesine yol açar. Bu durum annenin omurga yapısında değişiklik meydana getirerek bel, sırt, boyun, bacak gibi bölgelerde ağrılara sebebiyet verir. Hamile yogası bu tip ağrıların azaltılması ya da ortadan kaldırılması için ideal bir egzersizdir. Bununla beraber hamile yogası kan dolaşımını artırarak bebeğin daha iyi beslenmesini ve gelişmesini, doğru nefes almayı öğreterek anne adayının akciğer kapasitesini artırmayı sağlar, bedeni esneterek anne adayını kolay bir doğuma hazırlar.
Hamilelikte yapılan yoga, gevşeme egzersizleri sayesinde kasların rahatlamasına, uyku kalitesinin artmasına, ruhsal olarak daha huzurlu olmaya yardımcı olur. Gevşeme egzersizleri ayrıca doğumun kolaylaşmasına yardımcı olur. Anne adayı gebelik süresince yaptığı gevşeme egzersizleri ile bedenine gevşeme komutunu kendi kendine verebilecek noktaya gelir, bu da açılma sürecini hızlandırır. Tüm bunlarla beraber anne adayı hamile yogası sayesinde doğumda sancılarını atlatmayı kolaylaştıran pozisyon ve duruşları öğrenebilir ve çok daha rahat bir doğum geçirebilir.

Hamile Yogasına Ne Zaman Başlanır?

Hamile yogasına anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren başlayabilir. Hamile yogası hamileliğin tüm dönemleri için uygun bir egzersizdir. Her 3 trimester için belirlenmiş özel hareketler mevcuttur, bu hareketler anne adayını yormaz, zorlanmasına sebep olmaz. Hamileliğe uygun hareketlere uyulduğu sürece anne adayı doğuma kadar yogaya devam edebilir. Ancak hamile yogasına başlamadan önce anne adayı mutlaka doktoruna bilgi vermeli, ona danışarak ve onayını alarak yogaya başlamalıdır.

Gebelikte Stres

Gebelikte yaşanan stres, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atan önemli faktörlerden biridir. Gebelik bazı anne adayları için heyecanlı ve keyifli bir süreç olarak geçerken, bazı anne adayları bu süreci daha stresli, endişeli, korkulu ve hatta depresyon eşliğinde geçirebilir. Ancak gebelik döneminde yaşanan stres anne adayı ve bebeğin gelişimi için oldukça tehlikelidir. Stres, gebelik sırasında kaygı duygularını artırarak anne adayının uyku kalitesini ve iştahını azaltabilir, bebeğin beyin, sinir sistemi gibi gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

Gebelikte Stres Nelere Yol Açar?

Gebelikte stresin tam olarak neye sebep olduğu net olarak cevaplanamasa da stresin bazı rahatsızlıkları tetiklediği açık bir bilgidir. Örneğin gebeliğin 24. haftasından itibaren kanda meydana gelen adrenalin ve kortizon hormonları bebeğe geçerek onun duygu dünyasını olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Beyin gelişimi için son derece önemli bir dönem olan 2. trimesterde yaşanan stres bebeğin sinir sistemi için son derece zararlıdır. Bununla birlikte yapılan bazı araştırmalar gebelikte stres, endişe, kaygı gibi duygu durumlarına maruz kalan bebeklerin anneleri ile daha az iletişim kuran, daha fazla beslenme problemleri ve uyku sorunları yaşayan bireyler olduğunu ileri sürmektedir.

Gebelik sırasında yaşanan yoğun stresin düşük sebebi olabileceği de bilinmektedir. Benzer şekilde strese bağlı düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Tüm bunların dışında stres kan basıncını yükselterek vajinal kanamaya neden olan çeşitli komplikasyonlara yol açabilir.

Gebelikte Strese İyi Gelen Şeyler Nelerdir?

Gebelikte yaşanan ilişki sorunları, ikiz- üçüz bebek varlığı, geçmişte yaşanmış bebek kaybı, ekonomik sorunlar, ergen yaşta gebe kalma gibi faktörler gebelik döneminde strese yol açabilir. Gebelikte yaşanan stresin önüne geçebilmek için öncelikle strese sebep olan stres kaynakları tespit edilmeli ve nelerin iyileştirilebileceği üzerine düşünülmelidir. Bununla birlikte gebelik boyunca hissedilen şeyler, duygular hakkında partner ya da yakın arkadaşlar ile konuşmak, yürüyüşe çıkmak, düzenli egzersiz yapmak stresi azaltan faktörler arasındadır. Meditasyon ve gevşeme teknikleri, sıcak banyo, kaliteli uyku ve sağlıklı beslenme de gebelikte stres faktörünün azalmasına yardımcı olur. Tüm bunlarla birlikte psikolojik destek de gebelikte stres ile mücadele konusunda son derece önemlidir. Stres terapileri gebelikte yaşanan strese bağlı sıkıntıların azalmasını sağlar, anne adayının daha sağlıklı bir gebelik süreci geçirmesine yardımcı olur. Eğer stresli bir gebelik süreci geçiriyorsanız bu konuda bir psikolog ya da psikiyatristten destek alabilirsiniz.

Suda Doğum Nasıl Yapılır?

Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz ve doğum sırasında meydana gelen ağrıları azalttığı için tercih edilme oranı artış gösteren suda doğum, popülerliği giderek artan bir doğum yöntemidir. Aslında doğum vajinal yolla gerçekleştiği için normal doğumun bir çeşidi olan suda doğum özel olarak hazırlanmış küvetlerde ılık suyun içinde gerçekleştirilir. Epidural doğum gibi ağrısız gerçekleşmeyen ancak suyun etkisi ile ağrıların azaltılması hedeflenen suda doğum, ülkemizde bazı özel ve devlet hastanelerinde gerçekleştirilebilir.

Suda Doğumun Amacı Nedir?

Su altında doğum gerçekleştirmenin amacı, suyun rahatlatıcı etkisi ile anne adayının stresinin azaltılması, doğumun daha hızlı ve daha rahat geçmesinin sağlanmasıdır. Suda yapılan doğum ile doğumda kullanılan ağrı kesici ilaçların azaltılması da sağlanabilir. Bununla birlikte perine-vajina kaslarının suyun etkisi ile gevşetilmesi anne adayının doğum sırasında kendini daha iyi hissetmesine, daha az ağrı çekmesine ve doğumun çok daha rahat geçmesine yardımcı olur.

Suda Doğum Nasıl Gerçekleşir?

Suda doğum işleminin gerçekleşebilmesi için öncelikle doğum için özel olarak hazırlanmış küvetin içi, 37°C civarında olan su ile doldurulur. Suyun çok sıcak olması  anne adayının kan dolaşımında değişimlere yol açabileceği ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar görülebileceği için 37°C ‘nin tüm doğum boyunca sabit tutulması gerekmektedir. Küvet doldurulduktan sonra doğum sancıları başlayan anne adayı havuza alınır. Suyun içerisine oturan anne adayında, suyun etkisi ile birlikte kısa süre içerisinde sakinleşme ve gevşeme belirtileri gözlenir.

Bu esnada doğumu gerçekleştirecek doktor ya da ebe doğum sırasında kullanması gereken ekipmanları ile birlikte havuza girerek doğumu gerçekleştirir. Doğum sırasında bebeğin vücudu tamamen dışarıya çıkana kadar bebek su yüzüne çıkarılmaz. Bebek bu sırada ihtiyacı olan oksijeni göbek kordonu aracılığı ile almaktadır bu yüzden göbek kordonu bebek su yüzeyine çıkarıldığında kesilir. Anne karnından çıkan bebek 7-10 saniyelik bir süre içerisinde kafasına ve yüzüne dokunularak sudan çıkarılır ve anne ile buluşturulur.

Anne adayının suyun içerisinde çok uzun süre kalması aşırı terleyerek sıvı kaybına yol açabileceği için doğumun mümkün olduğunca hızlı ve kısa süre içerisinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Gebelikte Ciltte Meydana Gelen Değişimler

Gebelik kadın vücudunda ve psikolojisinde birçok farklı değişime sebep olan özel bir süreçtir. Başta hormonal sebepler olmak üzere gebeliğe ait mekanik nedenler kadın vücudunda farklı değişikliklere yol açar. Birçok kadın gebeliğin cildi üzerinde olumlu etkiler bıraktığını ve gebeliğin kendisini güzelleştirdiğini düşünür. Ancak bazı kadınlar ise bunun tam tersi çirkinleştiğini düşünebilir hatta vücudundan utanacak hale gelebilir. Bu durum aslında tamamen psikolojiktir çünkü gebelik her kadına yakışan, güzel ve özel bir süreçtir ve bu süreç beraberinde getirdikleri ile birlikte kabul edilmelidir.

Hamilelikte Ciltte Oluşan Değişiklikler

Gebelikte kimi kadınlar herhangi bir cilt değişikliği yaşamazken kimilerinde cilt kurulukları, çatlaklar, yağlanma ya da kaşıntı gibi değişimler gözlenebilir. Gebelik döneminde artan hormonlar, vücut ve psikoloji üzerinde olduğu gibi ciltte de bazı değişiklikler yaratabilir.

  • Çatlaklar : Gebelikte en sık rastlanan cilt değişimi çatlaklardır. Stria Gravidarum adı verilen çatlaklar genellikle karnın alt kısmında meydana gelir. Bununla birlikte nadiren kalça, meme, kol ve uyluk bölgelerinde de çatlak görülebilir.
  • Gebelik Maskesi : Yanak, alın, üst dudak, burun ve çenede meydana gelen gebelik maskesi, gebelikte bu bölgelerde meydana gelen kahverengi lekelere verilen isimdir. Yüzdeki pigment değişimlerinden kaynaklanan gebelik maskesine, gebelik sırasında melanotropin adı verilen maddenin daha fazla salgılanması yol açar.
  • Gebelik Sivilceleri : Özellikle gebeliğin sekizinci haftasından sonra değişen hormonal denge kimi anne adaylarında sivilce artışına yol açabilir. Nadir de olsa tam tersi olarak var olan sivilcelerde azalma gözlenebilir.
  • Linea Nigra : Latincede siyah çizgi anlamına gelen linea nigra, göbek deliği ile kasıkların tam ortasında bulunan pubis bileşkesi arasında yer alan linea alba adlı yapının koyulaşmasıdır. Koyulaşma gebelikten sonra kendiliğinden ortadan kalkar.
  • Damarlanma : Kandaki östrojen seviyesinin artışı kimi zaman yüz, göğüs, kol, bacak ve boyun bölgelerinde damarlanmalara yol açabilir. Damarlanmalar genellikle hafif kabarık yapıdadır.
  • Palmar Eritem: Avuç içlerinde kızarıklık ve beneklenme olarak bilinen palmar eritemin oluşum sebebi tam olarak bilinmemekle beraber östrojen miktarının artışına bağlanmaktadır. Hafif yanma ve kaşıntı yaratabilen kızarıklık ve beneklere gebe kadınların %50-55’inde rastlanabilir.

Eklampsi Nedir?

Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin ciddi bir komplikasyonu olan eklampsi, hamilelik döneminde yüksek kan basıncının yol açtığı nöbetlere dayalı bir durumdur. Yaşanan nöbetler, baygınlığa , kol ve bacaklarda kasılmalara, geçici bir süre bilinç kaybına, şiddetli vücut sarsıntılarına, zararlı beyin faaliyetlerine yol açabilir. Anne ve bebeğin hayatını tehdit eden ciddi bir durum olan eklampsi, hamilelik döneminde ortaya çıktığında çoğunlukla acilen gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir.

Eklampsi Ne Zaman Görülür?

Eklampsi nöbetlerinin büyük bir çoğunluğu genellikle doğum öncesinde ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik döneminde ise hastalık, gebeliğin 20. haftasından sonra görülmektedir. Çok nadir de olsa gebeliğin 20. haftasından önce ya da doğumdan uzun bir süre sonra (2-3 hafta sonra) eklampsi krizlerinin görüldüğü de olmuştur.

Eklampsi Belirtileri Nelerdir?

Eklampsi preeklampsinin bir komplikasyonu  olduğu için semptomlar benzer olabilir. Yüz ve ellerde şişme, baş ağrısı, aşırı kilo alımı, mide bulantısı ve kusma, görme problemleri ortak semptomlardır. Ancak anne adayının eklampsi yaşadığını belirten en yaygın belirtiler aşağıdaki gibidir:

  • Nöbetler,
  • Bilinç kaybı
  • Epilepsi  nöbeti geçirir gibi titremek
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Sağ üst karın ağrısı

Eklampsi Tedavisi Nasıldır?

Anne adayında gebeliğin 37. haftasından önce preeklampsi teşhisi konulursa yatak istirahatı, ilaç tedavisi ya da hastanede tedavi gibi tedavi yöntemleri önerilir. Gelişebilecek nöbetlerin önüne geçebilmek için antikonvülsif ilaç türevleri kullanılır. Bununla birlikte antihipertansif ilaçlar ile kan basıncı yani yüksek tansiyon düşürülmelidir. Nöbet sırasında anne adayının solunum yolu kapanabileceği için solunum yolunun açılması oldukça önemlidir. Ayrıca anne adayının karaciğer – trombosit fonksiyonlarını düzeltmek için de gereken tedaviler verilir.

Ancak hamilelik sırasında ortaya çıkan preeklampsi veya eklampsi vakalarında kesin tedavi, anne adayının acilen doğuma alınmasıdır. Doğum sırasında eklampsi ise felç ile benzer belirtiler gösterdiği için teşhisi zor bir durumdur. Bilgisayarlı beyin tomografisi çekilerek kesin neden tespit edilebilir, tansiyon değerleri incelenerek kasılma riskini azaltma ve kan basıncını düşürme gibi tedavilerle durum kontrol altında tutulmaya çalışılır.

Lohusada Meme İltihabı

Lohusalık döneminde meydana gelen ve meme ağrısı, şişkinlik, sıcaklık ve kızarma gibi belirtiler gösteren lohusada meme iltihabı bir tür meme dokusu inflamasyonudur. Mastit adı ile de bilinen bu meme iltihabı emziren annelerin yaşam kalitesini düşüren ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak rahatsız eden bir durumdur. Bebeğin bakımının da zorlaşmasına sebep olan lohusa döneminde meme iltihabı  doğumdan sonra bir yıla kadar emzirmeye devam eden kadınlarda görülebilir.

Lohusada Meme İltihabı Risk Faktörleri ve Belirtileri

Lohusada meme iltihabı iki farklı sebepten gelişebilir. Bunlardan ilki memenin içinde kalmış olan süt ve tıkanmış süt kanallarıdır. Eğer emzirme esnasında annenin memeleri tamamen boşalmazsa, süt kanalları tıkanabilir. Oluşan bu tıkanma sütün geriye dönmesine yol açar ve bu da memede iltihaplanma yaratır. Meme iltihabının bir diğer sebebi de memeye giren bakterilerdir. Ciltte bulunan ve bebeğin ağzında yer alan bakteriler, annenin cildindeki çatlaklardan ya da annenin meme ucundan meme kanallarına ulaşabilir. Bu bakteriler memede birikmiş ve boşaltılmamış olan durgun durumdaki süt ile birleşip bir beslenme alanı yaratarak iltihaplanma oluşturur.

Lohusada meme iltihabı rahatsızlığının risk faktörleri arasında meme uçlarında yara ve çatlaklar bulunan, daha önce emzirme kaynaklı mastit geçiren kadınlar yer alır. Aynı zamanda sıkı sütyen giymek, memeler üzerinde baskı yaratmak süt akışını engellediği için lohusa döneminde meme iltihabına yol açabilir. Yanlış emzirme teknikleri, lohusa döneminde aşırı stresli ve yorgun olmak, kötü beslenme biçimi ve sigara kullanımı da lohusada meme iltihabına sebep olabilir.

Lohusa döneminde gerçekleşen meme iltihabı belirtileri ise şu şekildedir:

  • Memede şişkinlik
  • Meme hassasiyeti
  • Memeye dokununca sıcaklık hissetmek
  • Meme dokusunun kalınlaşması
  • Meme dokusunda kitle olması
  • Ciltte genellikle üçgen şeklinde olan kızarıklık
  • Annenin kendini hasta, yorgun gibi hissetmesi
  • Yüksek ateş

Ne Zaman Doktora Gidilmeli?

Eğer yukarıda yer alan belirtilerden bir ya da birkaçı annenin emzirme döneminde görülüyorsa doktorunuzla görüşmelisiniz. Meme iltihabı tedavisinde eğer enfeksiyon mevcutsa genelde 10 günlük bir antibiyotik tedavisi önerilir. Bununla birlikte ağrı kesici kullanmak da tedavide önerilen bir yöntemdir. Bunlar dışında annenin emzirirken memedeki sütü tamamen bitirmesi, bebeğin diğer memeye geçmeden önce bir tanesini bitirmesini sağlaması, annenin bir memeden diğerine geçerken pozisyon değiştirmesi ve sigara kullanımını bırakmak da lohusada meme iltihabı kapma ihtimalini azaltmak için uygulanması gereken yöntemler arasında yer alır.

NST Nedir?

NST (nonstress test) bebeğin sağlık durumunu kontrol edebilmek amacı ile uygulanan basit bir yöntemdir.  Bebeğin anne karnındaki hareketleri, bu hareketlere bağlı olarak kalp atış hızı ve hızın değişkenliğinin izlendiği NST, genellikle gebeliğin 26. – 28. haftasından sonra uygulanır. Testin uygulanma anında bebeğin hiçbir şekilde strese girmemesinden dolayı nonstress test adını alan yöntemde rahim kasılmaları olmadığı için stres içermeyen test olarak geçer.

NST Nasıl Yapılır?

NST anne yatar pozisyonda iken uygulanır. Uygulanma esnasında annenin karnına fetal kalp atış hızını ve kasılmaları ölçebilmek için iki farklı prob takılır. Ortalama 20 – 30 dakika süren testte bebeğin hareket, kalp atış hızı ve kalp atış reaktivitesi ölçülür. İşlem esnasında kimi zaman bebek hareket etmeyebilir. Hemen korkulmaması gereken bu durum, bebeğin uykuda olmasından kaynaklanabilir. Eğer bebek uykuda ise bir hemşire küçük bir zil kullanarak bebeğin uyanmasını ve teste devam edilmesini sağlar. 

NST Neden Uygulanır? 

  • Eğer anne adayı bebeğin her zamanki gibi sık hareket etmediğini hissederse,
  • Plasentanın işlevsiz olduğuna dair şüpheler varsa,
  • Fetal distres gelişme olasılığı yüksekse,
  • Farklı bir sebep ile gebelik risk altındaysa NST testi uygulanabilir. 

NST testi sadece riskli gebeliklerde uygulanan bir test değildir. Genellikle 36. haftadan sonra takiplerde ultrasona ek olarak NST testi de yapılır. Tüm bunlar dışında eğer anne adayında diyabet, böbrek hastalığı, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, ikiz ya da daha fazla gebelik, daha önceden ölü doğum yapmış olmak, kansızlık, düşük amniyon sıvı seviyesi gibi faktörler mevcutsa NST gereklidir.

NST Kaçıncı Haftadan İtibaren Yapılır?

NST incelemesinin en güvenli sonuç verdiği dönem gebeliğin 34. haftası ve sonrasıdır. Ancak genellikle test gebeliğin 28. haftasından itibaren yapılmaya başlanır. NST rahim kasılmalarının en yoğun olduğu dönemler olan 34 ve 35. haftalardan itibaren belli aralıklar ile tekrar edilmeli ve bebeğin kalp atış hızı ve hızın değişkenliği takip edilmelidir. Çünkü eğer kasılmalarda ciddi bir artış varsa bu durum erken doğuma işaret edebilir. NST genellikle doğru sonuç vermeyeceği için gebeliğin 28. haftasından önce uygulanmaz. 

Mol Gebelik Nedir?

Halk arasında üzüm gebeliği adı ile de bilinen mol gebelik embriyonik gelişim döneminde, kökeni plasenta ve zarı oluşturan hücrelerden gelen bir hastalık türüdür. Mol gebelik türünde, koryonik villus adlı plasentayı rahim zarına bağlayan çıkıntılar sağlıklı gelişemez. Bu durum da rahim içerisinde bebek yerine hidatiform adlı bir kitlenin oluşmasına sebep olur. Hidatiform adlı kitle, döllenmiş yumurtada bulunan anormal kromozomların sebep olduğu plasenta dokusu tümörüdür. Mol gebelik döllenme esnasında babadan gelen iki kromozom takımının anneden gelen bir kromozom takımı ile birleşmesi ya da anneden hiçbir şekilde kromozom almaması sonucu ortaya çıkar. 

Mol Gebelik Türleri Nelerdir?

Mol gebeliğin komplet ve inkomplet olmak üzere 2 türü vardır. Komplet hidatiform ile gelişen gebelik türünde 46 kromozom vardır ancak buna rağmen embriyo bulunmaz. Kromozomların tümü babadan gelmektedir. Kan damarlarında fetal dolaşım gelişmez, plasenta hücrelerinde genişleme ve şişme gözlenir. Komplet mol gebelikte bebek gelişimi söz konusu değildir. İnkomplet hidatiformda ise gelişme geriliği ve anomalileri olan bebek ile birlikte anormal trofoblast hücreleri bulunur. 

Mol Gebelik Belirtileri

Mol gebelikler genellikle sağlıklı bir hamilelikte yaşanan belirtileri verir. Mol gebelik belirtilerinden bazıları aşağıdaki gibidir: 

  • Sabah bulantıları ve kusmalar,
  • Ciddi kramplar,
  • Hızlı kalp atışları,
  • Yüksek tansiyon,
  • Kahverengi akıntı,
  • Sık ve çok terleme,
  • Rahmin beklenenden büyük olması,
  • Rahmin sıkı değil de gevşek olması,
  • Embriyonik ya da fetal doku bulunmaması
  • Troid hormonlarında artış.

Mol Gebelik Tanı ve Tedavisi

Mol gebeliğin tanısı ultrason ile konulur. Ayrıca anne adayının gebelik hormonu olan bhCG değeri çok yüksek orandadır. Mol gebelikte tedavi iki aşamalıdır. İlk aşamada rahim içi boşaltılır. İkinci aşama ise takip aşamasıdır. Mol gebelik ne kadar erken teşhis edilir ve rahim boşaltılırsa işlem riski o kadar azalır. Çoğu mol gebelik döllenmeden itibaren birkaç hafta içerisinde fark edilebilir. İşlem normal kürtaj işleminden daha farklıdır bu yüzden tecrübeli bir doktor tarafından yapılması son derece önemlidir. Nadir de olsa hastanın yaşı, risk faktörleri ve ailesini tamamlaması göz önüne alınarak rahmin tamamen alınması da gerekli olabilir. 

Mol gebelik, habaset yani kanser niteliği bulundurma ihtimali olduğu için takibi yapılması gereklidir. Mol gebelik sonrası en az 1 yıl süre ile gebelik yasaklanır. 2 hafta aralar ile kanda bhCG ölçülür. Kan düzeylerinin normale dönmesi sonrası 6 ay süreyle ayda bir, ardından en az 6 ay süreyle 2 ayda bir bhCG düzeyleri ölçülür. Eğer bu süre boyunca düzeyler normal ilerliyorsa takip sonlandırılır ve gebeliğe izin verilir. 

Boş Gebelik Nedir?

Hamilelik çiftler için heyecanlı ve çok keyifli bir dönem olsa da bazı durumlarda işler yolunda gitmeyebilir. Halk arasında su hamileliği olarak da bilinen boş gebelik, gebe kalan kadınların ortalama %15’inde görülen bir durumdur. Bu tür gebeliklerde, gebelik kesesi mevcut olup içinde bebeğe ait yapılar bulunmaz.

Boş Gebelik Neden Olur?

Sağlıklı ve normal bir döllenmede, döllenen yumurta hemen bölünmeye başlar. Döllenme tamamlandıktan ortalama dört beş gün sonra bölünme devam eder ve yumurta rahim duvarına yerleşir. Yumurtanın rahime yerleşme aşamasında birçok kadında implantasyon kanaması adı verilen bir yerleşme kanaması görülebilir. Tüm bu işlemler gerçekleştikten sonra hamilelik hormonları salgılanarak gebelik oluşumu başlar. Ancak kimi durumlarda embriyo gelişimi bu işlemler esnasında durur ve gebelik devam edemez. Boş gebelik oluşumunun en temel sebeplerinden biri fetüste görülen kromozomal anomalilerdir. 

Boş Gebelik Belirtileri Nelerdir?

Boş gebelik başlangıçta normal bir hamilelik ile aynı belirtileri verir. Anne adayında klasik hamilelik belirtilerinden olan baş dönmesi, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtiler gözlenir. Kimi durumlarda boş gebelik oluşan hamileliklerin erken dönemlerinde kasıklarda ağrı, kramp ya da hafif kanamalar gözlenebilir. Başlangıçta her şey normal gibi görünse de bir süre sonra vücut hamileliği sonlandırır. Kadınlar bu durumu, miktarı normal adet kanamasından biraz daha fazla olan bir kanama şeklinde görür. Boş gebelik genellikle hamileliğin 7. haftasından sonra yapılan ultrason muayenesi sırasında teşhis edilir. 

Boş Gebelik Nasıl Sonlandırılır? 

Boş gebeliklerde kese genellikle kendiliğinden düşebilir. Bu gibi durumlarda kürtaj işlemine gerek duyulmadan hasta takip altına alınabilir. Bazı durumlarda ise vücut keseyi kendi kendine atamaz. Kesenin atılamadığı süreçte ilk tercih kürtaj olmalıdır. Boş gebelik ile karşılaşan kadınlar kürtaj olduktan yaklaşık iki hafta içerisinde tekrar yumurtlamaya başlar. Eğer çiftler isterlerse kadın bir sonraki adet dönemini geçirdikten sonra tekrar gebelik düşünülebilir.