Hamilelik Dönemi ile İlgili Bİlgiler

Lohusada Meme İltihabı

Lohusalık döneminde meydana gelen ve meme ağrısı, şişkinlik, sıcaklık ve kızarma gibi belirtiler gösteren lohusada meme iltihabı bir tür meme dokusu inflamasyonudur. Mastit adı ile de bilinen bu meme iltihabı emziren annelerin yaşam kalitesini düşüren ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak rahatsız eden bir durumdur. Bebeğin bakımının da zorlaşmasına sebep olan lohusa döneminde meme iltihabı  doğumdan sonra bir yıla kadar emzirmeye devam eden kadınlarda görülebilir.

Lohusada Meme İltihabı Risk Faktörleri ve Belirtileri

Lohusada meme iltihabı iki farklı sebepten gelişebilir. Bunlardan ilki memenin içinde kalmış olan süt ve tıkanmış süt kanallarıdır. Eğer emzirme esnasında annenin memeleri tamamen boşalmazsa, süt kanalları tıkanabilir. Oluşan bu tıkanma sütün geriye dönmesine yol açar ve bu da memede iltihaplanma yaratır. Meme iltihabının bir diğer sebebi de memeye giren bakterilerdir. Ciltte bulunan ve bebeğin ağzında yer alan bakteriler, annenin cildindeki çatlaklardan ya da annenin meme ucundan meme kanallarına ulaşabilir. Bu bakteriler memede birikmiş ve boşaltılmamış olan durgun durumdaki süt ile birleşip bir beslenme alanı yaratarak iltihaplanma oluşturur.

Lohusada meme iltihabı rahatsızlığının risk faktörleri arasında meme uçlarında yara ve çatlaklar bulunan, daha önce emzirme kaynaklı mastit geçiren kadınlar yer alır. Aynı zamanda sıkı sütyen giymek, memeler üzerinde baskı yaratmak süt akışını engellediği için lohusa döneminde meme iltihabına yol açabilir. Yanlış emzirme teknikleri, lohusa döneminde aşırı stresli ve yorgun olmak, kötü beslenme biçimi ve sigara kullanımı da lohusada meme iltihabına sebep olabilir.

Lohusa döneminde gerçekleşen meme iltihabı belirtileri ise şu şekildedir:

  • Memede şişkinlik
  • Meme hassasiyeti
  • Memeye dokununca sıcaklık hissetmek
  • Meme dokusunun kalınlaşması
  • Meme dokusunda kitle olması
  • Ciltte genellikle üçgen şeklinde olan kızarıklık
  • Annenin kendini hasta, yorgun gibi hissetmesi
  • Yüksek ateş

Ne Zaman Doktora Gidilmeli?

Eğer yukarıda yer alan belirtilerden bir ya da birkaçı annenin emzirme döneminde görülüyorsa doktorunuzla görüşmelisiniz. Meme iltihabı tedavisinde eğer enfeksiyon mevcutsa genelde 10 günlük bir antibiyotik tedavisi önerilir. Bununla birlikte ağrı kesici kullanmak da tedavide önerilen bir yöntemdir. Bunlar dışında annenin emzirirken memedeki sütü tamamen bitirmesi, bebeğin diğer memeye geçmeden önce bir tanesini bitirmesini sağlaması, annenin bir memeden diğerine geçerken pozisyon değiştirmesi ve sigara kullanımını bırakmak da lohusada meme iltihabı kapma ihtimalini azaltmak için uygulanması gereken yöntemler arasında yer alır.

NST Nedir?

NST (nonstress test) bebeğin sağlık durumunu kontrol edebilmek amacı ile uygulanan basit bir yöntemdir.  Bebeğin anne karnındaki hareketleri, bu hareketlere bağlı olarak kalp atış hızı ve hızın değişkenliğinin izlendiği NST, genellikle gebeliğin 26. – 28. haftasından sonra uygulanır. Testin uygulanma anında bebeğin hiçbir şekilde strese girmemesinden dolayı nonstress test adını alan yöntemde rahim kasılmaları olmadığı için stres içermeyen test olarak geçer.

NST Nasıl Yapılır?

NST anne yatar pozisyonda iken uygulanır. Uygulanma esnasında annenin karnına fetal kalp atış hızını ve kasılmaları ölçebilmek için iki farklı prob takılır. Ortalama 20 – 30 dakika süren testte bebeğin hareket, kalp atış hızı ve kalp atış reaktivitesi ölçülür. İşlem esnasında kimi zaman bebek hareket etmeyebilir. Hemen korkulmaması gereken bu durum, bebeğin uykuda olmasından kaynaklanabilir. Eğer bebek uykuda ise bir hemşire küçük bir zil kullanarak bebeğin uyanmasını ve teste devam edilmesini sağlar. 

NST Neden Uygulanır? 

  • Eğer anne adayı bebeğin her zamanki gibi sık hareket etmediğini hissederse,
  • Plasentanın işlevsiz olduğuna dair şüpheler varsa,
  • Fetal distres gelişme olasılığı yüksekse,
  • Farklı bir sebep ile gebelik risk altındaysa NST testi uygulanabilir. 

NST testi sadece riskli gebeliklerde uygulanan bir test değildir. Genellikle 36. haftadan sonra takiplerde ultrasona ek olarak NST testi de yapılır. Tüm bunlar dışında eğer anne adayında diyabet, böbrek hastalığı, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, ikiz ya da daha fazla gebelik, daha önceden ölü doğum yapmış olmak, kansızlık, düşük amniyon sıvı seviyesi gibi faktörler mevcutsa NST gereklidir.

NST Kaçıncı Haftadan İtibaren Yapılır?

NST incelemesinin en güvenli sonuç verdiği dönem gebeliğin 34. haftası ve sonrasıdır. Ancak genellikle test gebeliğin 28. haftasından itibaren yapılmaya başlanır. NST rahim kasılmalarının en yoğun olduğu dönemler olan 34 ve 35. haftalardan itibaren belli aralıklar ile tekrar edilmeli ve bebeğin kalp atış hızı ve hızın değişkenliği takip edilmelidir. Çünkü eğer kasılmalarda ciddi bir artış varsa bu durum erken doğuma işaret edebilir. NST genellikle doğru sonuç vermeyeceği için gebeliğin 28. haftasından önce uygulanmaz. 

Mol Gebelik Nedir?

Halk arasında üzüm gebeliği adı ile de bilinen mol gebelik embriyonik gelişim döneminde, kökeni plasenta ve zarı oluşturan hücrelerden gelen bir hastalık türüdür. Mol gebelik türünde, koryonik villus adlı plasentayı rahim zarına bağlayan çıkıntılar sağlıklı gelişemez. Bu durum da rahim içerisinde bebek yerine hidatiform adlı bir kitlenin oluşmasına sebep olur. Hidatiform adlı kitle, döllenmiş yumurtada bulunan anormal kromozomların sebep olduğu plasenta dokusu tümörüdür. Mol gebelik döllenme esnasında babadan gelen iki kromozom takımının anneden gelen bir kromozom takımı ile birleşmesi ya da anneden hiçbir şekilde kromozom almaması sonucu ortaya çıkar. 

Mol Gebelik Türleri Nelerdir?

Mol gebeliğin komplet ve inkomplet olmak üzere 2 türü vardır. Komplet hidatiform ile gelişen gebelik türünde 46 kromozom vardır ancak buna rağmen embriyo bulunmaz. Kromozomların tümü babadan gelmektedir. Kan damarlarında fetal dolaşım gelişmez, plasenta hücrelerinde genişleme ve şişme gözlenir. Komplet mol gebelikte bebek gelişimi söz konusu değildir. İnkomplet hidatiformda ise gelişme geriliği ve anomalileri olan bebek ile birlikte anormal trofoblast hücreleri bulunur. 

Mol Gebelik Belirtileri

Mol gebelikler genellikle sağlıklı bir hamilelikte yaşanan belirtileri verir. Mol gebelik belirtilerinden bazıları aşağıdaki gibidir: 

  • Sabah bulantıları ve kusmalar,
  • Ciddi kramplar,
  • Hızlı kalp atışları,
  • Yüksek tansiyon,
  • Kahverengi akıntı,
  • Sık ve çok terleme,
  • Rahmin beklenenden büyük olması,
  • Rahmin sıkı değil de gevşek olması,
  • Embriyonik ya da fetal doku bulunmaması
  • Troid hormonlarında artış.

Mol Gebelik Tanı ve Tedavisi

Mol gebeliğin tanısı ultrason ile konulur. Ayrıca anne adayının gebelik hormonu olan bhCG değeri çok yüksek orandadır. Mol gebelikte tedavi iki aşamalıdır. İlk aşamada rahim içi boşaltılır. İkinci aşama ise takip aşamasıdır. Mol gebelik ne kadar erken teşhis edilir ve rahim boşaltılırsa işlem riski o kadar azalır. Çoğu mol gebelik döllenmeden itibaren birkaç hafta içerisinde fark edilebilir. İşlem normal kürtaj işleminden daha farklıdır bu yüzden tecrübeli bir doktor tarafından yapılması son derece önemlidir. Nadir de olsa hastanın yaşı, risk faktörleri ve ailesini tamamlaması göz önüne alınarak rahmin tamamen alınması da gerekli olabilir. 

Mol gebelik, habaset yani kanser niteliği bulundurma ihtimali olduğu için takibi yapılması gereklidir. Mol gebelik sonrası en az 1 yıl süre ile gebelik yasaklanır. 2 hafta aralar ile kanda bhCG ölçülür. Kan düzeylerinin normale dönmesi sonrası 6 ay süreyle ayda bir, ardından en az 6 ay süreyle 2 ayda bir bhCG düzeyleri ölçülür. Eğer bu süre boyunca düzeyler normal ilerliyorsa takip sonlandırılır ve gebeliğe izin verilir. 

Boş Gebelik Nedir?

Hamilelik çiftler için heyecanlı ve çok keyifli bir dönem olsa da bazı durumlarda işler yolunda gitmeyebilir. Halk arasında su hamileliği olarak da bilinen boş gebelik, gebe kalan kadınların ortalama %15’inde görülen bir durumdur. Bu tür gebeliklerde, gebelik kesesi mevcut olup içinde bebeğe ait yapılar bulunmaz.

Boş Gebelik Neden Olur?

Sağlıklı ve normal bir döllenmede, döllenen yumurta hemen bölünmeye başlar. Döllenme tamamlandıktan ortalama dört beş gün sonra bölünme devam eder ve yumurta rahim duvarına yerleşir. Yumurtanın rahime yerleşme aşamasında birçok kadında implantasyon kanaması adı verilen bir yerleşme kanaması görülebilir. Tüm bu işlemler gerçekleştikten sonra hamilelik hormonları salgılanarak gebelik oluşumu başlar. Ancak kimi durumlarda embriyo gelişimi bu işlemler esnasında durur ve gebelik devam edemez. Boş gebelik oluşumunun en temel sebeplerinden biri fetüste görülen kromozomal anomalilerdir. 

Boş Gebelik Belirtileri Nelerdir?

Boş gebelik başlangıçta normal bir hamilelik ile aynı belirtileri verir. Anne adayında klasik hamilelik belirtilerinden olan baş dönmesi, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtiler gözlenir. Kimi durumlarda boş gebelik oluşan hamileliklerin erken dönemlerinde kasıklarda ağrı, kramp ya da hafif kanamalar gözlenebilir. Başlangıçta her şey normal gibi görünse de bir süre sonra vücut hamileliği sonlandırır. Kadınlar bu durumu, miktarı normal adet kanamasından biraz daha fazla olan bir kanama şeklinde görür. Boş gebelik genellikle hamileliğin 7. haftasından sonra yapılan ultrason muayenesi sırasında teşhis edilir. 

Boş Gebelik Nasıl Sonlandırılır? 

Boş gebeliklerde kese genellikle kendiliğinden düşebilir. Bu gibi durumlarda kürtaj işlemine gerek duyulmadan hasta takip altına alınabilir. Bazı durumlarda ise vücut keseyi kendi kendine atamaz. Kesenin atılamadığı süreçte ilk tercih kürtaj olmalıdır. Boş gebelik ile karşılaşan kadınlar kürtaj olduktan yaklaşık iki hafta içerisinde tekrar yumurtlamaya başlar. Eğer çiftler isterlerse kadın bir sonraki adet dönemini geçirdikten sonra tekrar gebelik düşünülebilir. 

Gebelikte Çiğ Et Yemek Sakıncalı mıdır?

Çiğ etin içerisinde bulunabilecek bakteriler, vücutta birçok farklı rahatsızlığa sebep olabilir. Başta sindirimde hazımsızlığa sebep olan çiğ et tüketimi vitamin eksikliği, unutkanlık, vücut direncinde zayıflama, kalp ve damar tıkanıklığında artış gibi farklı rahatsızlıklara sebep olur. Bunlar dışında çiğ et içerisinde bulunan bazı parazit ve bakteriler çeşitli enfeksiyonlara sebep olabilir. Tüm bunlar göz önüne alındığında sağlıklı bir insanın bile çiğ olarak tüketmemesi gereken et, hamilelikte de kesinlikle sakıncalı sayılan yiyecekler arasında yer alır. 

Gebelikte Çiğ Et Tüketimi

Hamileliğiniz boyunca çiğ ya da az pişmiş tüm et ve et ürünlerinden uzak durmanızı öneririm. Bunun en temel sebebi toksoplazma ve salmonella olmak üzere birtakım bakteri ve parazitlerin, çiğ etten bulaşma riskidir. Salmonella enfeksiyonu bir tür gıda zehirlenmesine sebep olur ve son derece rahatsızlık verici bir zehirlenmedir. Genellikle kusma, şiddetli bulantı, ishal, yüksek ateş gibi belirtiler verir. Hamilelik döneminde bu belirtiler ile birlikte gelişen sıvı kaybı hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı açısından ciddi problemler yaratabilir. Salmonellanın bebek üzerinde direkt bir etkisi yoktur ancak anne adayının genel sağlık durumunun bozulması beraberinde bebeği de etkileyerek gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratabilir. 

Toksoplazma ise kedi dışkısı, iyi yıkanmamış sebze ve çiğ et tüketiminden bulaşır. Çiğ et tüketimi sonucu anne adayında gelişen toksoplazma düşük, erken ya da ölü doğum, bebekte anomali gibi kötü sonuçlar doğurabilir. Kan testi ile tanısı konulan toksoplazmozis genelde grip benzeri bir hastalık gibi atlatılır. Enfeksiyon bir kez geçirilip, tamamlandıktan sonra hasta bağışıklık kazanır ve tekrar enfeksiyon olmaz. Toksoplazmozis için herhangi bir aşı olmamakla birlikte, bebek için en çok ilk aylarda ortaya çıktığında risklidir. 

Sağlıklı bir hamilelik geçirmek ve toksoplazma, salmonella gibi enfeksiyon türlerinden korunmak için hamileliğiniz boyunca şunlara dikkat etmenizi öneririm. Çiğ olarak tüketilen salam, sosis, jambon, çiğ köfte, sucuk gibi et ürünlerinden uzak durmaya çalışmalı, et tüketeceğiniz zaman mutlaka çok iyi bir şekilde pişirmelisiniz. Eğer çiğ bir eti dolapta saklayacaksanız suyunun başka maddeler ile temas etmemesine dikkat etmeli, çiğ ete dokunmamalı, dokunacağınız zaman eldiven giymelisiniz. Tüm bunlara dikkat ettiğinizde çiğ et ile bulaşan enfeksiyon türlerinden uzak, sağlıklı bir hamilelik geçirme şansınız da beraberinde artacaktır. 

Hamilelik ve Kalsiyum

Kalsiyum hayatımızın her anında olduğu gibi hamilelikte de son derece önemli olan mineraller arasında yer alır. Kemik yapısında bulunan ve kemiklerin güçlenmesini sağlayan kalsiyumun %99’u kemiklerde ve dişlerde bulunur. Geriye kalan % 1 ‘lik kısım ise kanda ve yumuşak dokularda yer alır. Vücut kanda bulunan kalsiyumu, tüketilen yiyeceklerden ya da kemiklerden elde eder. Hamilelikte ise bebeğin vücuttaki tek kalsiyum kaynağı annedir. Eğer anne adayı hamileliği sırasında ihtiyaç duyduğu kalsiyum miktarını almazsa bebek ve annenin sağlığı bundan olumsuz olarak etkilenebilir. Çünkü eğer anne yeterli kalsiyumu almazsa bebek gelişimi esnasında ihtiyaç duyduğu kalsiyumu anne adayının vücudundan ve kemiklerinden alır. Bu durum da hamilelik ve doğum sonrası dönemlerinde anne adayının sağlığını riske atabilir.

Hamilelikte Kalsiyum İhtiyacı Nedir?

Hamile ya da değil, kadın ya da erkek fark etmeden hemen herkesin günlük olarak minimum 1.000 mg kalsiyum alması gerekir. Ancak hamilelik döneminde kadınların kalsiyum ihtiyacı normal zamanlara oranla biraz daha artar. Bu yüzden hamilelikte günde 1.200 – 1.500 mg arası kalsiyum almanızı öneririm.

Günlük ihtiyacınız olan kalsiyum miktarını beslenme alışkanlıklarınızda değişiklik yaparak, herhangi bir takviyeye gerek kalmadan sadece besin yolu ile elde edebilirsiniz. Halk arasında sanılanın aksine kalsiyum sadece sütte bulunmaz. Muz, şalgam, kayısı, brokoli, kuru fasulye, brüksel lahanası, ıspanak gibi  birçok sebzede, sardalya ve somon balığı gibi balık türlerinde, yoğurt ve peynir çeşitlerinde de yüksek oranda kalsiyum vardır.

Hamilelikte Kalsiyumun Faydaları Nelerdir?

Kalsiyum hamilelik boyunca eksik alındığında, özellikle bebeğin iskelet sistemi gelişiminde olumsuz etkileri olabilir. Özellikle hamileliğin ikinci yarısında ortaya çıkan bu durum kalp, sinir ve dolaşım sistemlerinde önemli sorunlara yol açabilir. Yeterli miktarda kalsiyum tüketmek bu problemlerin önüne geçmeye yardımcı olacaktır.

Hamilelikte kalsiyumun faydalarından bir diğeri ise preeklempsi yani hamileliğe bağlı yüksek tansiyon riskinin azalmasıdır. Bunun dışında hamilelikte kalsiyum doğum sancılarının azalmasına, doğum sonrası kanama riskinde azalmaya, bebeğin iskelet sistemi ve dişlerinin gelişiminin oluşturulmasında ve korunmasında önem taşır. Ayrıca hamilelikte alınan yeterli kalsiyum, anne adayının kemiklerinde depolanarak lohusalıkta süt yapımında kullanılır.

Hamilelikte Diş Sağlığının Önemi

Diş ve diş eti sağlığı, hayatımızın her anında olduğu gibi, hamilelik döneminde de son derece önemli bir konu. Düzenli bakım yapılmayan diş ve diş etlerinde meydana gelen, gingivitis adı verilen diş eti enfeksiyonları hamilelik üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Erken doğum, düşük doğum gibi istenmeyen gebelik problemlerine yol açabilecek diş eti problemlerine yakalanmamak için hamileliğinizde birtakım önlemler alabilirsiniz.

Hamilelikte Diş ve Diş Eti Bakımının Önemi

Hamilelik sırasında ortaya çıkan diş eti kanamaları ve şişlikleri bebeğiniz üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir. Buna sebep olan şey, diş etlerini tetikleyen irritan maddelerdir. Bunun dışında diş etlerinde meydana gelen iltihaplanmalar tedavi edilmezse erken doğum riskini artırabilir, düşük doğumlara sebep olabilir. Ayrıca annenin kendi diş sağlığı için dengeli beslenme kuralına uymaması, karnındaki bebeğin de diş gelişimini etkileyerek, ileride diş sorunları ile karşılaşmasına sebep olabilir.

Hamilelikte Diş Sağlığını Korumak için Yapılması Gerekenler

Öncelikle hamilelik öncesi ve hamileliğiniz boyunca düzenli olarak diş hekimine gitmeli ve gittiğinizde doktorunuzu hamileliğiniz ile ilgili bilgilendirmelisiniz. Diş sağlığınız, vücudunuzdaki birçok şey gibi hamileliğinizi etkileyebilecek faktörlerden biri. Düzenli olarak diş kontrollerine gitmeniz, hamileliğiniz esnasında ortaya çıkabilecek problemlere karşı önlem almanızı kolaylaştıracaktır. Bunun dışında rutin diş bakımınızı hamileliğinizin her döneminde yapabilirsiniz. Diş ağrıları bebeğin sağlığını etkileyebileceği gibi, hamilelik döneminizi huzursuz ve keyifsiz geçirmenize sebep olabilir. Bunun önüne geçmek için rutin kontroller ile birlikte düzenli diş bakımınızı yapmak öncelikli amacınız olmalıdır.

Bunun dışında hamilelikte diş sağlığınızı koruyabilmek için kalsiyum ihtiyacınızı yeterli miktarda karşılamanız gerekir. Tükettiğiniz kalsiyum kaynakları sayesinde kendi diş ve diş etlerinizi korurken, bebeğinizin dişlerinin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için ihtiyacı olan kalsiyumu ona sağlamış olursunuz. Kalsiyum dışında fosfor ve diğer vitamin ve mineralleri de bebeğiniz sizin tükettiğiniz besinlerden karşılayarak, diş gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacaktır.

Hamilelikte diş sağlığı için düzenli olarak süt ve süt ürünleri, balık, et, yumurta, taze sebze ve meyveler ile beslenerek ihtiyaç duyduğunuz kalsiyum, fosfor, A-C ve D vitaminlerini karşılayabilir, düzenli diş bakımı ve kontrolleri ile hamilelik döneminizi rahat ve sağlıklı bir şekilde geçirebilirsiniz.

Hamilelikte Karın Ağrısı Neden Olur?

Karın ağrısı, hamileliğin her döneminde rastlanabilen yaygın rahatsızlıklardan biridir. Özellikle hamileliğin ilk dönemlerinde meydana gelen karın ağrısı, genellikle adet öncesi ağrı ile benzer özellik gösterir. Anne adaylarının günlük hayatını olumsuz bir şekilde etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren hamilelikte karın ağrısının sebeplerini yazımızın devamında bulabilirsiniz.

Hamilelikte Karın Ağrısı Sebepleri

1 . Rahim Bağları

Hamilelikte karın ağrısının görülmesinin en önemli sebeplerinden ilki rahmi yerinde tutan bağların gerilmesidir. Hamilelikle birlikte büyüyen rahim, zamanla çevresindeki zar ve bağlarda gerilmeye yol açar. Oluşan bu gerilmeler anne adayı tarafından ağrı olarak algılanır. Bıçak saplanır şeklinde meydana gelen ağrılar karnın tek tarafında ya da iki tarafında da meydana gelebilir. Bu ağrıların klinik bir önemi ve riski yoktur.

2 . Kabızlık

Kabızlık hamilelikte karın ağrısının bir diğer sebebidir. Hamilelikten kaynaklı vücutta salgılanan progesteron hormunu, bağırsaktaki besinlerin burada normalden daha uzun süre kalmasına yol açar. Kabızlığa sebep olan bu durum anne adayının tuvalete çıkamamasına ve sık sık karın ağrısı yaşamasına sebep olur. Lifli beslenme, sıvı tüketimini artırma, egzersiz gibi yöntemler ile kabızlığa bağlı karın ağrısının önüne geçilebilir.

3 . Braxton Hicks Kasılmaları (Doğuma Hazırlık Kasılmaları)

Braxton hicks kasılmaları olarak adlandırılan rahim kasılmaları da anne adayında ağrılara yol açabilir. Halk arasında yalancı doğum sancıları adı ile bilinen bu kasılmalar hamileliğin ileri zamanlarında rahim kaslarının çalışması ile meydana gelir. Vücudun doğuma hazırlandığını belirten bu kasılmalar sırasında karın sertleşir, anne adayı ağrı ve karında rahatsızlık hisseder. Bol su içmek, sık sık dinlenmek ve magnezyum desteğini artırmak ağrıların azalmasında yardımcı olacaktır.

4 . Plasentanın Erken Ayrılması

Plasentanın bebekten önce rahimden ayrılması annede şiddetli ağrılara, karın bölgesinde krampa, kanama ve rahimde ciddi ağrı gibi belirtiler verir. Son derece ciddi bir durum olan plasentanın erken ayrılması erken fark edildiği taktirde anne ve bebeğin sağlığı güvene alınabilir.

Hamilelikte ayrıca mide yanması, uterusun sinirlere baskı yapması, büyüyen bebeğin ve rahimin baskısı, gaz sancısı, düşük ve dış gebelik gibi etkenler de anne adayında karın ağrısına yol açabilir. Ayrıca gebelik ile bir bağlantısı olmayan böbrek taşı, apandisit, idrar yolu enfeksiyonları gibi rahatsızlıklar da karın ağrısına yol açar. Sorun ne olursa olsun anne adayı hamilelikte karın ağrısı şikayeti ile karşı karşıya kaldığı an vakit kaybetmeden doktoru ile görüşerek, ağrının kaynağının tespit edilmesini sağlamalıdır.

İleri Yaşta Gebelik

Son yıllarda kadınların çalışma hayatı içerisindeki hakimiyetinin artırması, özel yaşam kadar kariyer ve iş yaşamına önem vermesi anne olma yaşının da yükselmesine yol açtı. Gelişen hayat şartlarının getirdiği bu süreç, kadınların ilk bebek için 30 ‘lu yaşları beklemesine, ileri yaş gebeliklerinin artmasına sebep oldu. Daha çok 35 yaş ve üzeri anne adaylarını kapsayan ileri yaş annelik, her ne kadar tıptaki gelişmelere istinaden artık daha kolay ve yaygın olarak gerçekleştirilse de, erken yaş gebeliğe oranla daha fazla komplikasyon riski içerebilir.

İleri Yaş Gebeliği Etkileyen Tıbbi Konular

Anne yaşının artması, beraberinde bazı hastalıkların görülme sıklığının da artmasına sebep olabilir. Örneğin diyabet yaş ile birlikte görülme riskinin de arttığı hastalıklardan biridir. Tip 2 diyabet olarak adlandırılan hastalık gebelik ile aynı döneme denk geldiğinde anne adayı üzerinde bazı olumsuz etkiler yaratabilir. Erken doğum, düşük, plasenta problemleri ve ölü doğumlara diyabetik anne adaylarında, diyabetik olmayanlara göre daha fazla rastlanır.

Yaş ile birlikte risk aralığı da artan hastalıklardan bir diğeri de yüksek tansiyondur. Gebelik ile ortaya çıkan ya da gebelikten önce var olan tansiyon hamilelik sırasında ciddi problemler doğurabilir. Ani bebek ölümü, plasentanın erken ayrılması gibi problemlere yol açabilen yüksek tansiyon anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilir.

Tüm bunlar dışında anne yaşının artması ;

  • Çoğul gebelik oluşum şansını artırır,
  • Düşük sıklığını artırır,
  • Down sendromu gibi kromozomal anomali riskini artırır,
  • Dış gebelik riskini artırır,
  • Plasenta previa ve kanama riskini artırır,
  • Bebekte rahim içi gelişme geriliği riskini artırır,
  • Erken doğum riskini artırır.

İleri yaş gebelik düşünen kadınların öncelikle diyabet ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklarını kontrol altına almaları önemlidir. Eğer fazla kilosu bulunuyorsa mutlaka kilo vermeli, folik asit açısından zengin besinler ile beslenmeli eğer yeterli değilse takviye alarak bebekte oluşabilecek sinir sitemi anomalilerinin  önüne geçmelidir. Günümüzde gelişen tıp ile birlikte artık anne olmanın yaşı yoktur, bu yüzden eğer ileri yaşta gebelik planlıyorsanız gerekli sağlık önlemlerini alarak hastalıktan uzak, sağlıklı bir şekilde bebeğinizi dünyaya getirmeniz mümkündür.

Doğum Sonrası Cinsel Yaşam Nasıl Olmalı?

Doğumun tamamlanıp bebeğin dünyaya gelmesi ile birlikte anne babanın da hayatı yavaş yavaş normale dönmeye başlar. Bu dönemde çiftlerin en merak ettiği konulardan biri doğum sonrası cinsel yaşamın nasıl olması gerektiğidir. Birçok çift doğumdan sonra cinsel yaşama karşı temkinli ve endişeli yaklaşsa da bazı noktalara dikkat edildikten sonra tüm bu endişeler oldukça yersizdir.

Doğumdan Sonra Cinsel Yaşam Ne Zaman Başlamalı?

Doğumunuz ister normal doğum ister sezaryen doğum olsun, vücudunuzun kendini yeniden toparlaması için belli bir süreye ihtiyacı vardır. Lohusalık döneminde rahim eski haline dönme sürecinden geçer, kanamalar sona erer ve yaralar iyileşir. Uzmanlar annenin kanamaları sona erene dek cinsel ilişkiye girilmemesini önerir. Bu yüzden lohusalık döneminde vücut kendini toparlama sürecini bitirene dek cinsel ilişkiyi erteleyebilirsiniz. Çünkü kanama ve akıntıların devam ettiği süreçte cinsel ilişkiye girmek enfeksiyon riskini artırabilir.

Cinsel yaşama geri dönebileceğinize işaret eden bir diğer kriter ise psikolojinizdir. Kendinizi cinsel ilişkiye tekrar hazır hissedip hissetmediğiniz, cinsel isteğinizin geri dönüp dönmediği bu dönemde etkili bir faktördür. Kimi zaman bazı kadınlar kendini birkaç hafta içerisinde hazır hissederken bazı kadınlar ise aylar sonra bile kendini ruhen cinselliğe hazır hissetmeyebilir. Bu gibi durumlarda eşiniz ile hissettiklerini konuşarak, kendinizi cinsel ilişki için zorlamamak en sağlıklı davranış olacaktır.

Doğumdan sonra cinsel ilişki ile ilgili merak edilen konulardan bir diğeri ise kadının canının yanıp yanmayacağıdır. Hamilelik boyunca rahmi tutan bağlar hafif bir şekilde gevşer ve bir miktar sarkar. Doğum sonrası ilişki sırasında penisin rahmi itmesi sonucu bazı kadınlar bundan rahatsızlık duyabilir ancak bu durum kesinlikle herhangi bir acıya sebep olmaz. Pozisyon değişikliği rahatsızlığın da sona ermesini sağlayacaktır.

Sonuç olarak doğumdan sonraki altı haftalık süreç içerisinde anne vücudunu toplayana dek cinsel ilişkiyi yasaklar. Altı haftalık sürenin sonunda yapılan kontroller sonucu eğer annenin vücut sağlığında herhangi bir problem bulunmuyorsa cinsel ilişkiye girilebilir. Bu süreden sonra girilen cinsel ilişki vücudunuzda herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı gibi ağrı ya da acıya sebep olmaz. Emzirme döneminde vajinada kuruluk olabilir. Doğum sonrası ilk ilişki deneyimlerinizde ağrı hissedebilirsiniz. Bu durumda kayganlaştırıcı jel kullanabilirsiniz. Yine de ağrılar geçmez ve devam ederse,doktorunuza bu konu ile ilgili başvurabilirsiniz.