Hamilelikte Lifli Beslenme

”Lif ” son yıllarda adını çokça duyduğumuz besin gruplarından biri. Tahıl, baklagiller, sebze ve meyvelerde bolca bulunan lifli gıdaların ana kaynağı bitki hücre duvarı ve depo polisakkaritlerdir. Gebelik döneminde sindirim sistemi yavaşlamaktadır bu yüzden sindirim sistemi ile ilgili şikayetler sıklıkla olmaktadır. Sindirim sistemi üzerinde büyük etkileri bulunan lifli gıdalar kilo vermeden kabızlığa dek birçok farklı alanda fayda sağladığı gibi gebelik döneminin daha sağlıklı geçirilmesinde de etkilidir. Lifli gıdalar suda çözünen ve suda çözünemeyenler olarak iki farklı gruba ayrılır.

Suda Çözünen Lifli besinler

Sindirim sistemi içerisinde suda çözünen lifli besinler, bağırsaklar tarafından emilerek jel kıvamını alır. Jel kıvamını alan besinler sindirim sistemini yavaşlatır ve bu da kişi üzerinde tokluk hissinin uzamasına yol açar. Bu durum da aşırı yemek isteğini azaltarak kilo kontrolünü kolaylaştırır. Ayrıca sindirimi yavaşlattığı için yemeklerden sonra sıkça yaşanan kan şekeri dalgalanmalarını azaltırlar. Suda çözünen lifli besinlerden bazıları ise şunlardır;

  • Tam tahıllar
  • Meyveler : Armut, kuru erik, şeftali, elma, muz
  • Sebzeler : Brüksel lahanası, havuç , brokoli

Suda Çözünmeyen Lifli besinler

Suda çözünmeyen lifli besinler bağırsak boyunca sindirilmeden yol alırlar, bu sayede bağırsağın sağlıklı bir şekilde işlemesine yardımcı olur ve kabızlık problemini önlerler. Ayrıca tokluk süresini uzatır ve kilo vermeyi kolaylaştırırlar. Suda çözünmeyen lifli besinlerden bazıları ise şunlardır;

  • Meyveler : Kabuklu ve çekirdekli meyveler
  • Sebzeler : Şalgam, pancar, karnabahar, lahana, yeşil yapraklı sebzeler, salatalık

Hamilelikte Lif Tüketimi Nasıl Olmalı? 

Hamile olsun ya da olmasın her insanın günde belirli miktarda lif alması gerekir. Lif tüketimi sindirim sistemini desteklemesinin yanı sıra kolon kanseri riskini azaltır, diyabetik kişilerde kan glukoz düzeyinin ayarlanmasında etkili rol oynar. Hamilelik döneminizde ya da normal zamanlarınızda günlük ortalama 25 – 35 gram lif tüketimi yapabilirsiniz. Bu orandan fazla lif tüketmek ishal ve şişkinliğe yol açabilir bu yüzden kendi vücut dengenize uygun bir oran bularak lif tüketiminize devam edebilirsiniz. Lifli gıdalar hamilelikte gerekli olan vitamin ve mineral desteğini sağladığı gibi bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı önler ve daha rahat bir hamilelik dönemi geçirmeye yardımcı olur.

Hamilelikte Myom

Daha çok ur ve tümor adı ile bilinen myomlar, kadın üreme sisteminde bulunan iyi huylu  ve kanser oluşturma riski oldukça oldukça düşük olan kitlelerdir. Günümüzde ortalama her dört kadından  birinde myom bulunur, ancak bununla beraber myom bulunan kadınların dörtte üçü herhangi bir belirti göstermediği için kendisinde myom bulunduğundan habersizdir. Myomlar  sıklıkla ağrı, adet düzensizliği ve cinsel ilişkide ağrı şikayetlerine neden olurlar.

Myomların büyük bir çoğunluğu gebeliği olumlu ya da olumsuz etkilemez. İlk gebeliğini yaşayan anne adaylarında daha sık görülen myomların tanısı rutin gerçekleşen jinekolojik incelemelerde ya da  farklı bir nedenle yapılan muayene esnasında konur.

Myomlar Gebe Kalmayı Engeller mi? 

Myomlar genelde gebe kalmaya engel değillerdir. Ancak yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak myomların gebe kalmayı olumsuz etkileyebileceği durumlarda olabilmektedir. Submükoz dediğimiz rahim içinde yer alan myomlar, gebeliğin rahme yerleşmesini engelleyerek ya da rahim ağzını veya tüp geçişlerini tıkayacak lokalizasyonda olan myomlarda gebelik oluşmasını zorlaştırabilmektedir.

Myomlar Hamilelik Sırasında Büyür mü? 

Myomlar sıklıkla üreme çağındaki genç kadınlarda görülür. Hamilelik döneminde rahim önceki haline göre kat kat büyümektedir. Gebelikte değişen hormonal durum ne yazıkki myomlarıda büyütebilmektedir. Nadiren gebelik döneminde myomlarda küçülmede izlenebilmektedir. Bu durumlardan dolayı myom saptanan bir anne adayının hamileliği boyunca takiplerini daha sık yaptırması anne ve bebek için en sağlıklı yöntem olacaktır. Myomlar doğumdan sonra genelde küçülme eğilimindedirler.

Myomlar Bebeğe Zarar Verir mi? 

Gebelik sırasında myomlar, özellikle ağrı yaparlar ve gebelik döneminde rahatça ağrı kesici kullanılamadığından ağrılarla baş etmek  zor olabilmektedir. Gebelikte olan myomlar karın ağrısına ek olarak, bel ağrısı, çok sık idrara çıkma, cinsel birliktelikte ağrı, kabızlık gibi şikayetlerde ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da hiçbir belirti vermeden de hamilelik tamamlanabilir. Olumsuz bir etki yaratabilmesi genelde yeri, büyüklüğü ve sayısına bağlı olarak değişir.  Ancak myomların, kanama ve ağrı gibi şikayetler yaratsa da bebeğe zarar verme ihtimali oldukça düşüktür. Ancak yine de bu gibi belirtiler görülmeye başlandığı anda zaman kaybetmeden doktorunuza danışmak en doğru ve en sağlıklı karar olacaktır.

Myomlar Normal Doğum Yapmama Engel Mi?

Myomlar genelde normal vajinal doğuma engel olmazlar. Bunu myomun büyüklüğü ya da rahim ağzına olan yakınlığı belirler. Bu tip myomlar normal doğumu güçleştirebileceği için sezaryen tercih edilmesi daha doğru olabilir. Diğer durumlarda ise myom doğumu engellemeyeceği gibi anne adayı normal doğum tercih edebilir. Burada doktorunuzun onayı ve yönlendirmesi ile ilerlemek daha akıllıca olacaktır.

Hamilelik Sırasında Myomlar Tedavi Edilebilir mi? 

Hamilelik sırasında myomlardan kaynaklanan ağrılarda genelde yatak istirahati ve ağrı kesici ile semptomatik tedavi verilir. Bu yöntem genelde birkaç gün içinde ağrıların kaybolmasını sağlar. Bunun dışında hamilelikte myomlar için herhangi bir cerrahi müdahale (myomektomi) uygulanamaz.

Tüm bu sebeplerden dolayı gebelik öncesinde muayene olmanız, varsa myomunuz ona göre önceden önleminizi almanızı öneririm.

Mutlu ve sağlıklı gebelikler…

Hamilelik ve Yoga

Anne adaylarının gün geçtikçe daha fazla bilinçlenmesi ve bu yönde hareket etmesi hem gebelik sürecini hem de bebeğin sağlığını korumak adına oldukça olumlu bir durum. Beslenme biçimlerinden tutun gebelik döneminde yapılan egzersizlere dek anne adayının yaptığı her şey, zihinsel, bedensel ve psikolojik bir hazırlık süreci sunarak hamileliği daha rahat ve kolay atlatmaya imkan sağlıyor. Bu hazırlık sürecine en iyi katkı sağlayan egzersizlerden biri de hamile yogası. Hamile yogası anne adayının stres ve fiziki sıkıntı yükünü azaltmanın yanında bu süreçte vücudun ihtiyaç duyduğu tüm hareketleri uygun ve doğal bir biçimde gerçekleştirmeyi sağlıyor.

Hamile Yogasının Faydaları

  • Hamile yogası omurgayı hizalar, duruş bozukluklarını düzenleyerek hamilelik döneminde ortaya çıkan sırt, bel ve boyun ağrılarından kurtulmanıza yardımcı olur.
  • Azalan bedensel ağrılar ile birlikte daha rahat ve özgür bir hamilelik süreci geçirmenize destek sağlar.
  • Fiziksel kondisyon korunur, vücuda esneklik sağlar.
  • Yoga çalışmaları sırasında uygulanan nefes egzersizleri anne adayının solunum ve dolaşım yollarını güçlendirmesine yardımcı olur. Bu da bebeğe daha fazla oksijen taşınmasında oldukça etkilidir.
  • Hamilelikten kaynaklanan gerginlik ve stresi üzerinizden alır.
  • Ödem ve varis oluşumunu azaltır.
  • Daha rahat bir doğum geçirmek için kalçaları açmanızı ve leğen kemiğine esneklik kazandırmanızı sağlar.
  • Kan dolaşımını artırır, bu bebeğin sağlığı için de oldukça önemlidir.
  • Gebelik döneminde yaşanan sorunlardan biri olan uyku problemini önleyerek geceleri daha rahat ve kaliteli uyumaya yardımcı olur.

Hamile Yogasına Ne Zaman Başlanmalı? 

Hamile yogası doktor kontrolünde ve onayında hamileliğin öğrenildiği andan itibaren yapılabilir. Düşük tehditi olan gebelerin yoga yapması sakıncalı olabilmektedir. Düşük tehditi bulunan anne adaylarının bu süreci atlattıktan sonra yogaya başlaması önerilirken sağlık durumunda bir engel bulunmayan anne adayları doktoruna da danışarak herhangi bir endişe duymadan yoga yapabilir.

Hamile yogası hangi durumlarda zararlı olabilir?

Eğer kadın doğum doktorunuz; çok fazla hareket etmeyi, uzun süre ayakta kalmayı ya da bir takım hareketleri yasaklamış ve anne adayına istirahati önermişse yogaya ara verilmelidir. Özellikle hamileliğin son haftalarında çok derin ve zorlayıcı hareketlerden kaçınılmalı, mutlaka hamile yogası dalında uzman bir yoga eğitmeni ile çalışılmalı ve vücutta yaşanılan her bir değişim kadın doğum doktoru ile paylaşılmalıdır. Bunun dışında doğru ve kontrollü yapıldığı sürece hamilelikte yoga yapmanın hiçbir yan etkisi ya da zararı yoktur.

Vejetaryen Anne Adayları Gebelikte Nasıl Beslenmeli?

Latince ”vegetus” kökünden gelen vejetaryen kelimesi et ve et ürünleri, balık ve kümes hayvanlarının tüketilmediği, süt ve süt ürünleri ile yumurtanın ise tamamen tercihe dayalı bir şekilde tüketildiği beslenme biçimine denir. Birçok insan çevre etkisi, hayvan sevgisi ya da sağlıklı beslenme gibi farklı sebeplerden vejetaryen olmayı tercih edebilir. Vejetaryenler hayvansal gıdaları tüketmedikleri için bu tip yiyeceklerden alacakları vitamin ve mineralleri farklı gıdalar yolu ile almaya dikkat etmelidirler. Ancak bu hamilelik döneminde olan vejetaryen anne adayları için biraz daha önemli bir noktadır. Hem bebeğin sağlığı hem de anne adayının sağlığını koruyabilmesi için beslenme programını özenle seçmeli ve yeterli seviyede protein, vitamin, kalsiyum ve yağ asitlerini almaya özen göstermelidir.

Gebelikte İhtiyaç Duyulan Besin Grupları

1 . Proteinler 

Birçok insan proteinin genel olarak et ürünlerinden alınabileceğini düşünür ancak protein kaynakları sadece et ürünlerinde bulunmaz. Eğer vejetaryen bir anne adayıysanız mercimek, nohut, fasulye, ceviz, fındık, fıstık, badem, bezelye, yumurta, süt ve süt ürünleri, yulaf gibi bir çok farklı besin gruplarından protein ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Vejetaryen anne adaylarının kilosu başına günlük 1 gram protein tüketmesi yeterli olacaktır.

2 . Demir

Hamilelikte günlük ortalama toplam 30 mg demire ihtiyaç vardır.  Gereksinimi yüksek olan demirin ana kaynağı et, balık ve kümes hayvanları olsa da barbunya, börülce, kaju, keten tohumu, mercimek, yulaf ezmesi, kuru siyah üzüm nohut, domates suyu, pekmez gibi farklı besinlerden demir ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

3 . B12 Vitamini

Bitkilerde neredeyse hiç rastlanmayan B12 vitaminini vejetaryen anne adayları süt ürünleri ve yumurta ile karşılayabilirler. Ancak eğer vegansanız B12 ihtiyacınızı zenginleştirilmiş besinlerden, iğnelerden ya da tabletlerden karşılamalısınız.

4 . Omega-3 

Hamilelikte vejetaryen beslenenlere günlük ortalama 500-1000 mg arası Omega-3 takviyesi yapılmasını öneririm. Vejetaryen gebeler ihtiyaç duydukları Omega-3 desteğini soya, ceviz, kabak çekirdeği, kanola yağı, kivi, kenevir tohumu, keten tohumu ve semizotu gibi besinler ile alabilirler.

Vejetaryen anne adayları, gebelikleri boyunca normal zamanlara oranla daha dikkatli ve dengeli bir beslenme programı uygulamalıdır. Bu aşamada uzman bir diyetisyen kontrolünde programı uygulamak en doğru ve sağlıklı yöntem olacaktır. Çünkü hamilelik boyunca enerji ve protein dışında farklı besin gruplarına da ihtiyaç duyulacaktır.

Hamilelik ve Suçiçeği

Suçiçeği (varisella), varisella zoster virusunun (VZV) sebep olduğu, genelde çocukluk döneminde geçirilen ve vücutta ateş ve kırmızı döküntülerle kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Genelde çocuklukta geçirilen suçiçeği, eğer çocukluk döneminde geçirilmediyse ihtimali düşük olsa bile yetişkinlik döneminde de geçirilebilir. Bu durum suçiçeğine daha önce bağışıklık kazanmamış hamile kadınlarda da geçerlidir. Gebelikte geçirilen suçiçeği hastalığı ağır ve tehlikeli olabileceği gibi önlem alınmaması durumunda bebeğin sağlığını da tehdit edebilecek noktaya gelebilir.

Gebelikte Suçiçeği Nasıl Bulaşır?

Gebelikte su çiçeği, aktif bir şekilde enfeksiyon geçiren bir kişiye direkt olarak temas yolu ile bulaşabileceği gibi ayrıca havada bulunan virüs parçacıklarının solunması ile de bulaşabilir. Eğer anne adayı daha önce suçiçeği geçirmediyse ve bulunduğu evde bu hastalığa yakalanan bir birey bulunuyorsa anne adayının suçiçeğine yakalanma oranı oldukça yüksektir.

Suçiçeği Önlenebilir mi?

Evet. Günümüzde gelişmiş aşılama programları ile suçiçeği önlenebilen hastalıklar grubundandır. Şayet çocukluk döneminde suçiçeği aşısı yaptırmadıysanız, gebelik öncesinde aşınızı yaptırmalısınız.

Gebelikte Suçiçeği Belirtileri

Suçiçeğinin en yaygın belirtisi vücutta görülen kırmızı döküntülerdir. Ayrıca yüzde ve yine vücutta kırmızı lekeler gözlenir, ateş, kas ve eklem ağrısı, halsizlik ve vücutta titreme izlenir.

Eğer anne adayı suçiçeği geçiren biri ile temas ettiyse ya da solunum yolu ile virüs kaptıysa takip eden ilk 4 gün içerisinde virüs bölgesel olarak lenf düğümlerinde çoğalmaya başlar. Ardından kan yolu ile karaciğer, dalak gibi diğer organlara geçerek çoğalmaya devam eder. Yaklaşık 10- 14 gün sonra organlardan cilde ulaşır ve ciltte hastalığın belirtileri gözlenmeye başlanır.

Hamilelikte Suçiçeği Bebeğe Zarar Verir mi?

Hamilelikte su çiçeğine yakalanmak riskli bir durum ortaya çıkarabilir. Suçiçeğine yakalanan anne adaylarının % 10 gibi bir kısmı akciğer komplikasyonları yaşayabilir. Su çiçeğine bağlı zatürre önlem alınmazsa fetüsün ölümüne yol açabileceği gibi, doğumsal kusurlar görülme olasılığı da ortaya çıkarabilir.

Eğer anne adayı su çiçeği geçirmiş biri ile solunum ya da direkt temas yolu ile etkileşime girmişse, hemen doktora başvurmalıdır. İlk öncelikle gebenin suçiçeğine karşı bağışıklığı olup olmadığı araştırılır. Ardından anne adayı hastalık bulaştıktan 72 saat içerisinde varicella zoster immün globulin ( VZIG ) alarak hastalığı önleyebilir ya da ciddiyetini azaltabilir. Bunların dışında eğer anne adayında şiddetli göğüs ya da karın ağrısı, döküntülerde kanamalar, çok şiddetli döküntüler, ağız içinde döküntü, bağışıklık sisteminde bozukluk gibi durumlar gözlenirse mutlaka doktoruna başvurmalı ve uygun bir tedavi yöntemi izlenmelidir.

Sonuç olarak, gebe kalmadan önce suçiçeği aşınızı sorgulatmanızı, suçiçeği geçirenlerle temasta dikkatli olmanızı ve suçiçeği belirtileri düşündüğünüz durumlarda doktorunuza başvurmanızı öneririm

Gebelik ve Alkol

Gebelikte normal hayatınızdaki alışkanlıklarınızın bir kısmına ara vermeniz gerekebilir. Örneğin alkol kullanımı bırakılması gereken alışkanlıkların başında yer alıyor. Alkol güçlü teratojen ( bebekte anomali yaratan ve bebeğe zarar veren ) etkilere sahiptir.  Az ya da çok, alkolü nasıl tüketirseniz tüketin, hamilelik döneminde tükettiğiniz alkol, miktardan bağımsız bebeğinizin sağlığına zarar verecektir.

Gebelik ve Alkol Kullanımı

Kimi anne adayları arada birkaç kadeh alkol tüketmenin zararlı olmadığını düşünse de  hamilelik boyunca alkol alımının kesinlikle durdurulmasını öneririm. Çünkü alkol plasentayı kolayca geçerek fetusa zarar verebilen teratojen  bir madde olduğu için bu süreçte tüketimi oldukça kötü sonuçlara yol açabilir.  Hamileyken tükettiğiniz alkol, düşüğe, ölü doğumlara yol açabildiği gibi ayrıca bebekte gelişme geriliği yaratabilir. Bunun dışında zeka geriliği ya da baş ve yüzden gelişim kusurları da ortaya çıkabilir. FAS adı verilen fetal alkol sendromu yani bebeğin anne karnında alkole maruz kalması ile gelişen sendrom öğrenme problemlerinden çeşitli doğumsal anormalliklere dek birçok farklı sendroma yol açabilir.

Alkolün fetus üzerinde yarattığı toksik etkiler ayrıca bebekte doğumdan sonra öğrenme bozukluğu, konuşma güçlüğü, dikkat eksikliği ya da hiperaktivite gibi problemlere de yol açabilir. Tüm bunların oluşabilmesi için hamilelik boyunca düzenli olarak günde 1 ya da 2 kadeh alkol tüketmek yeterlidir.

Alkol Kullanan Anne Adaylarına Öneriler

Alkolün bebek üzerinde yarattığı olumsuz etkiler göz önüne alındığında ideal olan öneri gebelik boyunca hiçbir şekilde alkol tüketmemektir. Kimi zaman ortam ya da doğum günü, evlilik yıldönümü, düğün ya da etkinlikler alkol tüketiminde gereklilik doğurabilir. Bu gibi zamanlarda bir kadeh şarap , bir iki yudum şampanya ya da bir küçük bira tüketmenin zarar vermeyeceği düşünülse de alkol miktarının bebeğe vereceği zararla doğru orantılı olduğu göz önüne alınarak bu özel durumlarda da alkol tüketilmemelidir.

Eğer hali hazırda alkol kullanan biriyseniz ve hamile olduğunuzu öğrenmeden alkol tükettiyseniz de paniğe kapılmamalı ve bu süreçten sonrası için alkol tüketimini bırakmalı, bir an önce doktorunuz ile görüşerek ona bu konuyu anlatmalısınız. Ancak yine de siz bebek yapmaya karar verdiğiniz andan itibaren alkol tüketimini keserek tüm bu sıkıntılı süreçlerin önüne geçebilir ve gönül rahatlığıyla hamilelik sürecinizi geçirebilirsiniz.

Gebe Kalmak İsteyenler İçin Beslenme Önerileri

Uzun zamandır hayalini kurduğunuz çocuk sahibi olmanın artık zamanı geldiğini düşünüyorsanız, hamile kalabilmek için kendinizi bu sürece en az 4 -5 ay öncesinden hem fiziksel hem de zihinsel olarak hazırlamanız gerekebilir. Hamile kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren hayatınızdaki birçok şey için değişiklik yapmanız gerekir. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi beslenme alışkanlıkları. Tükettiğiniz her bir yiyecek vücudunuzda farklı bir etki yaratır ve kimi besinler gebe kalma ihtimalinizi artırırken kimileri de bu ihtimali azaltabilir.

Gebe Kalmak İsteyenler İçin Beslenme Önerileri

  • Aşırı zayıflık ya da aşırı kilolu olmak ovulasyon (yumurtaların çatlaması) üzerinde etkilidir. Östrojen adı verilen kadınlık hormonu, ovulasyondan sorumludur. Eğer aşırı zayıfsanız östrojen seviyeniz azdır, tam tersi olarak eğer aşırı kiloluysanız östrojen seviyeniz fazladır. Bu iki durum da yumurtlama sürecini olumsuz etkiler. Bu yüzden eğer hamile kalmak istiyorsanız ideal kiloda olmanız işinizi biraz daha kolaylaştırabilir. Dikkat edeceğiniz ilk şey ideal vücut ağırlığınızı yakalamak olmalıdır.
  • Gebe kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren folik asit desteği alabilirsiniz. Ispanak, brokoli, marul, kuşkonmaz gibi folik asit kaynaklarını gebelik öncesi ve sonrasında tüketerek bebeğin gelişimine destek sağlayabilirsiniz.
  • Özellikle B kompleks vitaminler yumurtaların döllenmesi için yeterli ortamı sağladığı için bu tip vitaminlere günlük beslenme programında yer vermelisiniz.
  • Demir eksikliği gebe kalma olasılığını düşüren etkenlerden biridir. Eğer vücudunuzda yeterli oranda demir yoksa hem gebe kalma olasılığı azalır hem de gebelik dönemini komplike hale getirebilir. Et, tavuk, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller gibi demir kaynaklarını gebe kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren sıkça tüketmenizi tavsiye ederim.

  • Taze meyve ve sebzeler de gebe kalmak için bol bol tüketmeniz gereken yiyeceklerden biri. İçerdikleri vitaminler ile bu süreçte ihtiyacınız olan çoğu vitamin ve mineral desteğini size sağlar. Özellikle turunçgiller, içerdikleri bio-flavanoidler sayesinde rahim kan dolaşımını artırarak döllenen yumurtaların rahim içinde tutunma olasılığını artırır. Ayrıca yine içerdikleri C vitamini sayesinde demir emilimini kolaylaştırır.
  • Omega-3 kaynaklarının da fertilite (doğurganlık) üzerinde olumlu etkileri bulunur. Haftada en az 3 öğün balık tüketmenizi öneririm. Gebelik sırasında da Omega-3 alımı bebeğinizi nörolojik gelişimine katkıda bulunacaktır.
  • Sigaranın vücudumuzda birçok zararlı etkileri vardır. Sigara tüketilmesi genital organları da olumsuz etkilemektir. Sigara yumurtalık fonksiyonlarını azalttığı gibi, implantasyonu da zorlaştırmaktadır. Sigara herkese zararlı olduğu gibi, gebe kalmak isteyenlerin kesinlikle uzak durulması gerekenler listesinin başında gelmektedir.
  • Sık olmaması koşuluyla ara sıra bir iki kadeh şarap belki tüketilebilinir, ancak gebe kalmak istiyorsanız alkol ve alkollü içeceklerden mümkün olduğunca uzak durmalısınız. Alkol gebe kalma olasılığını düşürür ve oluşacak gebeliğide olumsuz etkiler.

Gebe kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren kadın doğum doktorunuzla ya da bir beslenme uzmanı ile görüşerek vücudunuzun hangi besinlere ihtiyacı olduğunu, hangi vitamin ve minerallerin takviye edilmesi gerektiğini görüşebilir ve bu süreci daha kontrollü bir şekilde sürdürerek gebe kalma olasılığınızı artırabilirsiniz.