Galaktore Nedir?

Galaktore emzirmeyen kadınlarda ya da erkeklerde meydana gelen, memede süt üretilmesi ve bu sütün meme ucundan dışarıya akması durumudur. Genellikle süt hormonu adı verilen ve hipofiz bezinden üretilen prolaktin hormonunun aşırı üretimi ile meydana gelen galaktorede, hormonun aşırı üretimine bir çok farklı faktör sebep olabilir.

Galaktore Neden Olur?

Çoğunlukla kullanılan ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkan galaktore psikolojik ya da fizyolojik birçok farklı sebepten dolayı oluşabilir. Galaktorenin en sık görülen sebepleri şöyledir:

  • Vücuttaki salgıların bozulmasına bağlı olarak göğüsten süt gelmesine yol açan beyin tümörleri
  • Tiroid hastalarının kullandığı hormon ilaçları
  • Böbreküstü bezlerinin çalışmasını engelleyen ya da aşırı çalışmasına sebep olan böbrek hastalıkları
  • Hipofiz bezinde sarkoidoz
  • Polikistik over sendromu
  • Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, doğum kontrol hapları ya da bazı tansiyon ilaçları
  • Stres, protein odaklı beslenme, meme başının çok sık uyarılması, ani ya da uzun süreli hormonal değişiklikler gibi çevresel faktörler.

Galaktore Belirtileri

Galaktore rahatsızlığının belirtileri kadın ve erkeklerde farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En yaygın galaktore belirtileri menstrüel döngüde değişiklik, göğüslerde hassasiyet, göğüslerin şişmesi, erkeklerde cinsel işlev bozukluğu ve görme bozukluğudur.

Yukarıda yer alan belirtiler ile birlikte galaktorenin bir haftadan uzun sürmesi gibi bir durumda kişi vakit kaybetmeden doktora başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmalı ve tedavi sürecini başlatmalıdır.

Galaktore Tedavisi

Galaktore tedavisinde kan prolaktin değeri önemli olduğu için hastanın kan tahlili alınır. Ayrıca hastanın kullandığı ilaçların kontrol edilmesi ve süt bezlerinin kontrol edilmesi de gereklidir. Eğer kan prolaktin düzeyi yüksek ise muhtemel prolaktinomayı görüntülemek için bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılır.

Tüm belirtiler değerlendirildikten sonra tümör araştırması, hipofiz ve böbreküstü bezleri ile hastada gebelik olup olmadığı araştırılır. Testler sonucu hastada galaktorenin nedeni teşhis edilirse tedavi sürecine geçilir. Tedavi sürecinde hastaya prolaktin yapımını baskılayan bir madde olan dopamini arttıracak ilaçlar önerilir. Kullanılan bu ilaçlar tümörü yok etmezler ancak kullanıldıkları süre boyunca hastalık üzerinde olumlu etki yaratırlar. Ancak eğer  hipofiz tümörü büyükse ve ilaç ile kontrol altına alınamıyorsa hastaya cerrahi tedavi önerilebilir.

Gezgin Hamilelere Öneriler

Seyahat etmek bir tutkudur. Eğer gezmeyi ve yeni yerler görmeyi çok seven biriyseniz, hamileliğinizde de bir takım noktalara dikkat ederek bu hobinizi devam ettirebilirsiniz. Ciddi bir risk ya da rahatsızlığınız bulunmadığı sürece hamileyken seyahat etmek size hem moral ve motivasyon kaynağı olur hem de hamilelikle ilgili stresinizin azalmasını sağlar. Peki hamilelikte seyahat ederken nelere dikkat edilmelidir? 

Gezgin Hamilelere Öneriler

1 . Beslenmenize Dikkat Edin

Hamilelikte seyahat ederken dikkat edilmesi gereken şeylerden ilki beslenmedir. Yolculukta uzun süre aç kalmak bebeğin de aç kalmasına yol açacağı için öğün kaçırmamaya, sık sık ara öğün almaya özen göstermelisiniz. El çantanızda mutlaka bir şişe su taşımalı, düzenli olarak sıvı tüketmeli, yolculuk esnasında yol üstlerinde abur cubur ile beslenmek yerine yüksek enerjiye sahip daha sağlıklı yemekler tercih etmelisiniz. Tüm bunlarla birlikte doktorunuzun size verdiği vitamin ve mineral desteklerini her gün aksatmadan alarak tatilinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz. 

2 . Tuvaleti Unutmayın

Tuvalet ihtiyacı hamilelikte – özellikle erken dönemlerde – artan bir ihtiyaçtır. Seyahatleriniz sırasında tuvalet ihtiyacınızı gidermede güçlük yaşayabileceğiniz için sık sık mola verebileceğiniz bir ulaşım türünü tercih etmek daha faydalı olacaktır. Bunun dışında gezdiğiniz yerlerde özellikle  restoran, kafe gibi mekanlarda genelde tuvaletler gerektiğinden pis olduğu için temiz bir tuvalet bulduğunuzda fırsatı kaçırmadan ihtiyacınızı gidermeye çalışmalısınız. 

3 . Mantara Karşı Korunun

Eğer yaz aylarında seyahat ediyorsanız sıcak ve nemli ortamlarda daha fazla gelişen mantar enfeksiyonuna karşı önlem almalısınız. Dar kıyafetler yerine bol ve rahat giysiler seçmeli, sentetik kıyafetlerden uzak durmalısınız. 

4 . Tehlikeli Aktivitelerden Uzak Durun 

Tatili ve tatil aktivitelerini çok seviyor olabilirsiniz ancak hamilelikte normal zamanlarda yaptığınız aktiviteleri yapmak hem sizin hem de bebeğinizin sağlığını riske atabilir. Su kayağı, dalma, rüzgar sörfü, yamaç paraşütü vs. gibi ekstrem sporlar hamilelik için uygun olmayacağı için bu tip sporlardan uzak durmalısınız. 

Tüm bunların dışında henüz yolculuğa çıkmadan önce doktorunuza görünerek seyahat için herhangi bir engel bulunup bulunmadığını öğrenmek seyahatiniz ile ilgili kafanızda yer alan soru işaretlerini atmanızı sağlar. Ayrıca seyahatte yanınızda bulunması gereken ilaçların bir listesini doktorunuzdan isteyerek bu ilaçları çantanızda taşımak tatilinizin rahat ve güven içerisinde geçmesine yardımcı olacaktır.

Hamilelikle Ultrason Zararlı mıdır?

Anne adaylarının hamilelik sürecinde kafasını en çok karıştıran konulardan biri de ultrason. Bebeği anne karnında görmek, onun hareketlerini izlemek çok keyifli ve heyecan verici olsa da  ultrasonun gelişmekte olan bir bebek üzerinde zararlı bir etkisinin olup olmadığı araştırma konusu. Bu yazımızda ultrasonografinin ne kadar güvenli olduğu, bebeğe zarar verip vermediği gibi soruların cevaplarını yanıtlayacağız. 

Hamilelikle Ultrason Zararlı mıdır?

Ultrasonografi fetusun kontrol ve değerlendirilmesinde güvenli bir yöntem olarak değerlendirilir. Ortalama 40 yıldan beri gebe kadınlar üzerinde uygulanan ultrason, obstetrik alanında kullanılan önemli araçlardan biridir. Ultrason rontgen ışıkları ( X – ışınları ) ile çalışmadığı için teoride radyasyondan kaynaklı olarak görülen teratojenik etkinin oluşması beklenmez. Yani gebelikte ultrasona girmenin, bebekte gelişim kusurlarına yol açması beklenilen etkiler arasında yer almaz. 

Ses dalgalarının ( mekanik enerji ) kullanımı ile sağlanan bir görüntüleme tekniği olan ultrasonda, ses dalgaları ulaştıkları son dokular tarafından emilir ya da yansıtılır. Bu emme ya da yansıtma durumu mekanik enerjinin ısı enerjisine dönüşmesi ile sonuçlanır. Meydana gelen bu durum dokularda lokal ısı artışına yol açabilir. Uzun süreli ve yüksek dozda ultrason enerjisine maruz kalmak, vücutta ısı artışına yol açar. Bu ısı artışı uygulanan ultrasonik dalgaların gücü ve süresi ile doğru orantılıdır. 

Ultrasonun potansiyel risklerinden bir diğeri de kavitasyon olarak görülür. Doku içinde geçici ya da kalıcı baloncuklar oluşması olarak tanımlanabilecek kavitasyon, dokularda kanamaya, harabiyete ve doku kaybına sebep olabilir. 

Tüm bunların ışığında ultrasonun fetus üzerindeki etkileri incelendiğinde, ultrasonun kavitasyona neden olabildiğini gösteren bir veri bulunmamaktadır. Kavitasyon riski açısından ultrason güvenli olarak kabul edilir. Ultrasonun termal etkisi incelendiğinde ise sıcaklık artışının 4 °C’den fazla olması ve kişinin 5 dakikadan fazla süre ile bu düzeyde ultrasonda kalması olumsuz etkiler yaratabileceği düşünülmektedir. Ancak yapılan araştırmalarda, anne adayına yapılan ultrason uygulamalarında fetus üzerinde olumsuz etki yaratabilecek düzeyde sıcaklık artışı ortaya çıkmadığı gözlenmiştir. Bu yüzden hamilelikte yapılan ultrason termal açıdan da güvenli kabul edilir. 

Tüm bu bulgular eşliğinde yapılan araştırmalar sonucu, hamilelikte yapılan ultrason incelemeleri günümüzde güvenli kabul edilir. Ancak yine de ultrasonun sadece gerekli durumlarda,  tecrübeli ve yetkin kişiler tarafından uygulanması ve yorumlanmasını önemle rica ederim. 

Hiperandrojenizm Nedir? Tedavisi Nasıldır?

Kadınlarda androjen yani erkeklik hormonlarının yapımının artış göstermesine hiperandrojenizm denir. Androjen yapımının artması ile birlikte bu hormonların etkilediği dokularda duyarlılık da beraberinde artarak yüz, göğüs, alt karın, sırt ve uylukların üst kısımlarında kıllanma gelişimi ve farklı fiziksel değişimler baş gösterir. 

Hiperandrojenizm Nedenleri

  • PCO ( polikistik over ) 
  • Androjen üreten over tümörleri
  • Hipertekosis
  • Cushing sendromu
  • Konjenital adrenal hiperplazi (KAH) (böbrek üstü bezinin fazla çalışması)
  • Genetik faktörler
  • Bazı ilaçlar

Hiperandrojenizm Belirtileri

  • Vücudun belirli bölgelerindeki kılların aşırı gelişimi  ( Hirsutizm )
  • Akne 
  • Ciltte yağlanma
  • Seste kalınlaşma
  • Erkek tipi vücut yapısı
  • Erkek tipi kellik
  • Klitorisin büyümesi
  • Virilizasyon

Hiperandrojenizm ( Androjen Fazlalığı ) Tanısı Nasıl Konur?

22Hiperandrojenizm tanısı fizik ve pelvik muayene ile laboratuvar değerlendirmesi olmak üzere iki yolla konur. Fizik ve pelvik muayenede kıllarda aşırı büyüme, erkek tipi kellik, ses de kalınlaşma, klitoris büyümesi, meme hacminde azalma gibi gelişimler tanı koymaya yardımcıdır. Laboratuvar değerlendirmesinde ise kişinin serum ya da plasma testosterone ve androstenedion ölçülür. Hiperandrojenizm kimi zaman yalnızca hirsutism ve sivilce (akne)  gibi şikayetler ile ortaya çıkar. Kimi zaman ise yumurtlama düzeninin bozulması ile birlikte adet görmeme ya da infertilite gibi problemler ile görülebilir. Bu gibi durumlarda hasta hekime giderek hastalığın altında yatan neden bulunmalı ve bulunan nedene uygun olacak şekilde tedavi uygulanmalıdır. Eğer gözlemlenen şikayetler bir anda başlamış ve çok hızlı bir şekilde ilerliyorsa ve testosteron değerleri normalin 2 katından fazla ise tümör oluşumu göz önünde bulundurulmalıdır. 

Hiperandrojenizm Tedavisi Nasıl Yapılır?

Hiperandrojenizm  tedavisi hastalığın nedenine ve hastanın gebelik isteyip istememesine bağlıdır. Eğer gebelik istenmiyorsa tedavi yeni kıl gelişimini durdurmayı ve var olanların ortadan kaldırılarak, adet siklusunu düzenlemeyi amaçlar. Tedavide ; kombine oral kontraseptifler, doğum kontrol hapları, spironolakton ve flutamid kullanılır. 

Eğer hasta gebelik istiyorsa, yumurtlamayı uyarma tedavisi yani ovülasyon indüksiyonu yöntemleri uygulanmalıdır. Bu yöntemler oral klomifen sitrat veya gonadotropinlerin kullanımı ile uygulanır. Tedavide Klomen, Klomifen sitrat, Gonadotropinler ve Metformin gibi ilaç ve tedavi yöntemleri kullanılır. 

Hipernadrojenizmli özellikle ileri yaşlarda hipertansiyon, kalp – damar hastalıkları, diabet, rahim kanseri ve meme hastalıkları gibi riskler barındırdığı için belirtiler fark edildiğinde uzman bir hekime görünerek, uygun tedavi seçeneklerden biri tercih edilmelidir. 

Hamilelikle Ultrason Zararlı mıdır?

Anne adaylarının hamilelik sürecinde kafasını en çok karıştıran konulardan biri de ultrason. Bebeği anne karnında görmek, onun hareketlerini izlemek çok keyifli ve heyecan verici olsa da  ultrasonun gelişmekte olan bir bebek üzerinde zararlı bir etkisinin olup olmadığı araştırma konusu. Bu yazımızda ultrasonografinin ne kadar güvenli olduğu, bebeğe zarar verip vermediği gibi soruların cevaplarını yanıtlayacağız. 

Hamilelikle Ultrason Zararlı mıdır?

Ultrasonografi fetusun kontrol ve değerlendirilmesinde güvenli bir yöntem olarak değerlendirilir. Ortalama 40 yıldan beri gebe kadınlar üzerinde uygulanan ultrason, obstetrik alanında kullanılan önemli araçlardan biridir. Ultrason rontgen ışıkları ( X – ışınları ) ile çalışmadığı için teoride radyasyondan kaynaklı olarak görülen teratojenik etkinin oluşması beklenmez. Yani gebelikte ultrasona girmenin, bebekte gelişim kusurlarına yol açması beklenilen etkiler arasında yer almaz. 

Ses dalgalarının ( mekanik enerji ) kullanımı ile sağlanan bir görüntüleme tekniği olan ultrasonda, ses dalgaları ulaştıkları son dokular tarafından emilir ya da yansıtılır. Bu emme ya da yansıtma durumu mekanik enerjinin ısı enerjisine dönüşmesi ile sonuçlanır. Meydana gelen bu durum dokularda lokal ısı artışına yol açabilir. Uzun süreli ve yüksek dozda ultrason enerjisine maruz kalmak, vücutta ısı artışına yol açar. Bu ısı artışı uygulanan ultrasonik dalgaların gücü ve süresi ile doğru orantılıdır. 

Ultrasonun potansiyel risklerinden bir diğeri de kavitasyon olarak görülür. Doku içinde geçici ya da kalıcı baloncuklar oluşması olarak tanımlanabilecek kavitasyon, dokularda kanamaya, harabiyete ve doku kaybına sebep olabilir. 

Tüm bunların ışığında ultrasonun fetus üzerindeki etkileri incelendiğinde, ultrasonun kavitasyona neden olabildiğini gösteren bir veri bulunmamaktadır. Kavitasyon riski açısından ultrason güvenli olarak kabul edilir. Ultrasonun termal etkisi incelendiğinde ise sıcaklık artışının 4 °C’den fazla olması ve kişinin 5 dakikadan fazla süre ile bu düzeyde ultrasonda kalması olumsuz etkiler yaratabileceği düşünülmektedir. Ancak yapılan araştırmalarda, anne adayına yapılan ultrason uygulamalarında fetus üzerinde olumsuz etki yaratabilecek düzeyde sıcaklık artışı ortaya çıkmadığı gözlenmiştir. Bu yüzden hamilelikte yapılan ultrason termal açıdan da güvenli kabul edilir. 

Tüm bu bulgular eşliğinde yapılan araştırmalar sonucu, hamilelikte yapılan ultrason incelemeleri günümüzde güvenli kabul edilir. Ancak yine de ultrasonun sadece gerekli durumlarda,  tecrübeli ve yetkin kişiler tarafından uygulanması ve yorumlanmasını önemle rica ederim. 

Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi

Serviks kanseri yani halk arasında bilinen adı ile rahim ağzı kanseri son yıllarda kadınlar arasında hızla yayılan kanser türlerinden biri. Cinsel yolla bulaşan HPV virüsü sebebi ile yayılan bu kanser türünün başlıca sebeplerinden biri sigara kullanımı. Bu yazımda, rahim ağzı kanserinin sebepleri ve PAP smear testinin kanser tanısındaki önemi hakkında bilgiler vereceğim. 

Rahim Ağzı Kanseri ( Serviks Kanseri )

Rahim ağzı kanserinin ana oluşum sebebi tam olarak bilinmemektedir. Ancak sebep tam olarak bilinmese kimi etkenler kanser oluşum riskini artırmaktadır. Kanserin gelişiminde en önemli rol oynayan faktör HPV virüsüdür. Bu virüsün sebep olduğu rahim ağzı kanseri vakalarında gerekli tarama testlerinin ve kontrollerin zamanında yapılmaması sebebi ile her 2 dakikada 1 kadın hayatını kaybetmektedir. Cinsel yolla bulaşan HPV dışında sigara kullanımı da diğer kanser türlerinde olduğu gibi rahim ağzı kanserinde de önemli bir risk faktörüdür. 

Kanser Tanısında PAP Smear Testinin Önemi 

Rahim ağzı kanserini düzenli tarama ve muayeneler ile erken teşhis edebilmek mümkündür. Muayeneler sonucu kanser kontrol altına alınabilir ve erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir. Rahim ağzı kanserini teşhis edebilmek için uygulanan en yaygın tarama yöntemi PAP smear testidir. Aktif bir cinsel hayatı olan her kadının yılda bir kez düzenli olarak yaptırması gereken smear testi sayesinde, rahim ağzında kanser oluşumu olup olmadığı, kansere dönüşmemiş ancak kanser habercisi lezyonları bulunan anormal yapıların yer alıp alınmadığı tespit edilir. Bu sayede hasta erken teşhis ile tedavi olarak sağlığına kavuşabilir. 

PAP smear testi, 21 yaş üzerinde olan ve aktif cinsel hayatı bulunan her kadının yılda en az 1 kez yaptırması gereken bir testtir. Eğer aktif cinsel hayatı 21 yaşından önce başlamışsa, başlanan yaştan itibaren ilk 3 yıl içerisinde smear testi yapılması önemlidir. Smear testine menopoz sırasında da devam edilmelidir. Ancak kişinin 65 yaşından sonra en az üç normal smear testi  bulunuyorsa testlere son verilebilir. Bunun dışında eğer kişinin smear testi sonuçlarında şüpheli bir durum fark edildiyse, test yılda bir kez değil daha sık aralıklar ile yapılabilir ya da kişiye ileri tetkik uygulanabilir. 

Hamilelik ve Grip Aşısı

Grip bir diğeri adı ile influenza dünyada her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açan ciddi enfeksiyonlar arasında yer alır. Daha çok 65 yaşından büyük ve kronik hastalığı olan kişilerde bu tip önemli sonuçlar doğuran hastalığı önlemenin en etkili yollarından biri grip aşısıdır. Amerikan Bağışıklama Uygulamaları Tavsiye Komitesinin yaptığı araştırmalara göre grip aşısının ana hedef kitlesi ; 65 yaşından büyükler, kronik hastalığı bulunanlar, sağlık personelleri ve hamileliklerinin 2. ya da 3. trimesteri salgın dönemine denk gelen kadınlar olmalıdır. 

Hamilelikte Grip Aşısı

Grip aşıları içeriği her yıl değiştirilerek üretilir. Aşının içeriği o yıl içerisinde salgına yol açması beklenen virüslere engel olabilecek şekilde geliştirilir. Grip aşısının sprey şeklindeki canlı ve iğne şeklindeki cansız aşıları mevcuttur. 

Gebelikte grip özellikle hamileliğin son aylarında görüldüğünde komplikasyon riskini de artırır. Gribal enfeksiyonun erken tanı ve tedavisi anne adayı ve bebek üzerinde oluşabilecek komplikasyonların gelişmesini engelleyecektir. 38 dereceyi geçen ateş ile birlikte görülen boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük, vücut ağrısı gibi şikayetler gözlemlendiğinde grip virüsüne etkili ilaç (antiviral) tedavisine zaman kaybetmeden başlanması gerekmektedir. 

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention) yapmış olduğu araştırmalar sonucu 2. ya da 3. trimesterı grip sezonuna denk gelecek olan anne adaylarının grip aşısı olmalarını önerir. Grip aşısı canlı virüs içermediği için hamilelikte yapılmasının anne adayı ya da bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. Hamileliğin hemen her döneminde güven içinde yapılabilecek olan grip aşısı yine de  ilk trimesterda çok gerekli olmadıkça birçok hekim tarafından uygulanmaz. Bu dönemde düşük riski daha yüksek olduğu için grip aşısının  ilk trimester atlatıldıktan sonra yapılması önerilir. 

Grip aşısını yaptırmak için en uygun dönem Ekim ve Kasım aylarıdır. Emziren annelerde de güvenle yapılabilecek olan grip aşısı hiçbir zaman yüzde yüz etkili olmasa da çoğunlukla yapıldığı dönem içindeki problemlere neden olması beklenen influenza virüslerine karşı koruma sağladığı için hamilelikte de yapılması önerilmektedir. 

KAYNAKLAR

* ACOG, Committee on Primary Care. Primary and preventive care: periodic assessments. Obstet Gynecol 1999; 94: 1-7 (ACOG Committee Opinion #229).

* Bierman CW, Shapiro GG, Pierson WE, Taylor JW, Foy HM, Fox JP. Safety of influenza vaccination in allergic children. J Infect Dis 1997;136;S652–5

* Centers for Disease Control and Prevention. Prevention and control of influenza: recommendations of the Advisory Committee on Immunization Practices. MMWR 2002; 51(No. RR-3): 1-31.

* Heinonen OP, Shapiro S, Monson RR, Hartz SC, Rosenberg L, Slone D. Immunization during pregnancy against poliomyelitis and influenza in relation to childhood malignancy. Int J Epidemiol 1973; 2:229-35

* Kirshon B, Faro S, Zurawin RK, Samo TC, Carpenter RJ. Favorable outcome after treatment with amantadine and ribavirin in a pregnancy complicated by influenza pneumonia: a case report. J Reprod Med 1988;33:399–401.

* Margolis KL, Nichol KL, Poland GA, Pluhar RE. Frequency of adverse reactions to influenza vaccine in the elderly: a randomized, placebo-controlled trial. JAMA 1990;264:1139–41.

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Nedir?

Kadınların adet kanaması yaklaşmaya başladığında hormon düzeylerine bağlı olarak birtakım şikayetler ortaya çıkabilir. Genelde adet gören kadınların % 75’inde gerçekleşen bu şikayetlerin bir kısmı hafifken bir kısmı günlük yaşamı etkileyacek ciddilikte gerçekleşebilir. (Premenstrüel Sendrom, PMS) Premenstrüel şikayetler adı verilen bu yakınmalar kimi zaman fizyolojik olabileceği gibi kimi zaman da psikolojik ya da kültürel farklılıklardan kaynaklanır. 

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Fiziksel Belirtileri

  • Geçici kilo artışı
  • Memelerde hassasiyet
  • Sindirim sitemi bozuklukları
  • Baş ağrıları
  • Kas ve eklem ağrıları
  • Halsizlik
  • Ses ve kokulara aşırı hassasiyet
  • Diş eti kanamaları
  • Uykusuzluk

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Psikolojik Belirtileri

  • Aşırı sinirlilik
  • Endişe ve kaygı hissi
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Depresyon hali
  • Huzursuzluk

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Nedenleri

PMS nedenleri ile ilgili yapılan çalışma sonuçları teoride kalmışsa da üreme hormonlarının PMS’ye neden olabileceği genel kanılar arasında yer alır. Üreme hormonları ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ( GABA ve serotonin gibi ) ortak hareket etmesinin PMS ‘ye neden olduğu düşünülmektedir. Görüşe göre GABA ve serotonin minerallerinin vücutta gerçekleştirdiği dağılım sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek bu dönemde yaşanan şikayetlerin artmasına yol açar.

PMS ‘nin bir diğer nedeni ise stres hormonları olarak görülmektedir. Stres hormonunun fazla olması PMS döneminde yaşanan şikayetlerin de artmasına ve şiddetlenmesine yol açabilir. Ayrıca magnezyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının da sendromlara sebep olduğu ileri sürülen nedenler arasında yer alır. 

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Kimlerde Görülür?

PMS dünyanın tüm kültürlerinde, adet gören kadınlar arasında görülebilir. Annesinde PMS olan kadınlarda, PMS görülme olasılığı yüksektir. Kadının yaşı ilerledikçe yaşanan şikayetlerde ve yoğunluklarında da azalma görülecektir. 

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Tedavisi

PMS ‘nin nedeni tam olarak bilinemediği için tam bir tedavisi de bulunmamaktadır. Kişiye ve yaşantısına bağlı olarak farklı tedavi yaklaşımları uygulanır. Diyet, adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi,  kafein ve alkol tüketiminin azaltılması gibi beslenme üzerine tedaviler uygulanabilir. Bunun dışında egzersiz yapmak, kalsiyum ve magnezum desteği almak, psikoterapi ve akupunktur gibi yöntemleri uygulamak diğer tedavi yaklaşımları arasında yer alır. 

Ağrılı Adet Görme (Dismenore) Nedir?

Adet gören kadınların büyük bir çoğunluğunun yaşadığı dismenore ( ağrılı adet görme ), adet kanaması öncesinde ya da kanama esnasında kasıklarda meydana gelen kramp tarzı ağrılara denir. Primer ya da sekonder olabilecek dismenorede, primer dismenore adetin ilk görülmeye başlamasından itibaren ortaya çıkar ve 25 yaş civarında ya da doğum yaptıktan sonra azalır ya da ortadan kaybolur. Primer dismenorenin altında yatan patalojik bir neden yoktur. Ancak sekonder dismenore ağrılı periodlara yol açar ve genellikle spesifik bir hastalığın habercisidir. 

Dismenore Nedenleri 

Adet esnasında , rahim içerisinde biriken kanı dışarıya atabilmek için rahim kasları kasılır ve bu kasılmalar ağrılara yol açar. Bu kasılmalar esnasında rahim kasılmalarından sorumlu olan prostaglandin adı verilen maddeler salgılanır. Eğer bir kadında primer dismenore varsa, prostoglandin maddelerinin üretimi fazla demektir. Sekonder dismenoreye ise pelvik iltihabi hastalıklar, rahim ağzında darlık, rahim içi tümörler (myom), endometriozis ya da uterus pozisyonunun anormallikleri gibi problemler neden olabilir. 

Dismenore Belirtileri

  • Bağ ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Mide bulantısı – kusma
  • Baş dönmesi
  • Bacakların iç yüzlerinde aşırı hassasiyet

Dismenore gören kadınların ortalama % 10 ya da % 15 ‘inde şikayetler ağırdır. Günlük hayatı etkileyecek düzeyde şiddetlidir. Eğer görülen ağrılar; her zamankinden daha şiddetli yaşanıyorsa, 2 -3 günden daha fazla sürüyorsa, normal zamanında gerçekleşen adet kanamasına eşlik etmiyorsa ve her zaman yaşanan ağrılardan daha farklıysa mutlaka uzman bir hekimin kontrolünden geçerek problemin kaynağının bulunması ve tedavi uygulanması gereklidir. 

Dismenore Tedavisi 

Eğer dismenore ile birlikte görülen ağrılar orta şiddetli ise genelde ağrı kesiciler ile önlenebilir. Bu tip durumlarda ( eğer adet de düzenli ise ) kişi, adet ağrısının başlamasını beklemeden, adetten birkaç gün önce ağrı kesici kullanmaya başlayarak ağrıların şiddetini azaltabilir. 

Eğer adet dönemi şiddetli ağrılar ile geçiyorsa bu durumda karın bölgesine sıcak kompres uygulaması ile yatak istirahati yapılmalıdır. Bir diğer tedavi yöntemi ise doğum kontrol hapı kullanımıdır. Doğum kontrol hapları ağrıdan sorumlu olan prostaglandin maddelerini azaltarak krampların ortadan kalkmasına yardımcı olur. Yine farklı bir tedavi yöntemi olarak, ağrıların şiddetli olduğu durumlarda enjeksiyon  ağrı kesiciler kullanılabilir. 

Gonore (Bel Soğukluğu) Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Toplumda bel soğukluğu olarak bilinen Gonore, Neisseria Gonorrhoeae (Gonokok) adı verilen bir bakteri sebebiyle oluşan bir enfeksiyon türüdür. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en yaygını olan gonore, erkeklerde çoğunlukla üretrit (idrar kanalı iltihabı), kadınlarda ise çoğunlukla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) oluşturur.

Gonore (Bel Soğukluğu) Belirtileri

Gonore’ nin kadınlarda görülen en yaygın belirtisi vajinal akıntıdır. Sarı yeşil renkli ve kötü kokulu olan akıntı ile birlikte nadiren kaşıntı da gözlenebilir. Ayrıca idrar yaparken yanma da gözlenebilir. Akıntıdan sonra en sık karşılaşılan belirti ise kasık ağrısıdır. Her iki tarafta da oluşan ağrılara özellikle akşamları gelişen ateş de eklenebilir.
Eğer mikroorganizma kan dolaşımına kadar ilerlerse eklemlerde enfeksiyona yol açabilir. Bu durumda eklemlerde ağrı ve şişlik görülür.
Gonorenin bir diğer tehlikesi ise pelvik enflamatuar hastalıktır. Enfeksiyon eğer tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlerse infertilite dahil pek çok komplikasyon oluşabilir.

Gonore Nasıl Bulaşır?

Gonore penis, vajen, ağız ya da anal bölgeye doğrudan temas ile bulaşır. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabileceği gibi, kişi gonore taşıyıcıları ile cinsel ilişkiye girerse gonoreye yakalanabilir.

Gonore Teşhisi Nasıl Konur?

Gonorenin teşhisi, vajinal muayene ve sonrasında servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konur. Tanı için çeşitli laboratuvar testleri vardır. Rahim ağzı, üretra, rektum, boğaz gibi enfekte olmuş bölgelerden sürüntü alınır ve laboratuvara gönderilir.

Gonore Tedavisi Nasıldır?

Gonore genelde antibiyotik tedavisine duyarlı olup oral antibiyotikler ile kısa sürede iyileşme sağlanır. Antibiyotik kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanır ve enfeksiyonun geçip geçmediği kontrol edilir. Gonoreden tedavi edilen hastalar eğer hastalıklı kişiler ile tekrar bir temas haline girerse hastalık tekrarlar. Eğer tedavi uygulanmasına rağmen gonore belirtileri devam ediyorsa hastanın tekrar doktoruna başvurması gerekir. Ayrıca tedavi sonlanana dek, hastanın kendisi ve partneri gerekli testlerden geçip tedavi edilene dek prezervatif ile korunarak cinsel ilişkiye girilebilir.